SosyalKafa

Bir 21. Yüzyıl Hikayesi: İnternette Dil Kullanımı

İnternetin hızla var olduğu, şekil değiştirdiği, evrime uğradığı bir dönemin tanıklarıyız internet kullanıcıları olarak. Gün geçtikçe yenilenen sürümleriyle, yeni mecralarıyla ve kendine yarattığı dille hayatımızın odak noktası haline geldiği ise yadsınamaz bir gerçek. İletişimimizin, özellikle, önemli bir parçası haline geldiği yıllar 2006-2007 civarı olsa gerek. Bahsettiğim uygulama, günümüzde genç ve yetişkin sayılabilecek birçok bireyin hayatına az ya da çok girebilmiş MSN pek tabii.

 

MSN hayatımızda bireysel iletişimin seyrini bir hayli hızlı bir biçimde değiştiren mihenk taşlarından biri oldu. Kullanılmayı içerisinde bulunduğu dönem açısından yaygın hale getiren etkenlerden biri ise hiç kuşkusuz kendi içerisinde yarattığı dildi. Bu dil ne günümüzdeki gibi simgesel ne de bir zamanların mektupla iletişim kuran insanların dili gibi şiirseldi. MSN kullanıcılarının dili biraz daha kolaya kaçan, selam yerine “slm” ifadesini kullanmayı tercih eden bir neslin ilk ayak sesleriydi. Sesli harflerden tiksinen onları ötekileştiren bir nesil de denebilir. Uzunca bir süre devam eden hatta MSN her ne kadar bir uygulama olarak bilgisayarlarımızın ekranlarından kalksa da izlerini sürdüren bir dil bıraktı geride.

 

MSN telefonların arayüzünde kendi sembolünü göremeden, akıllı telefonların bir parçası haline gelemeden tarihe karışsa da arkasında büyük bir dil mirası bıraktı. Tabii MSN yalnızca sözlü –her ne kadar kısa ifadeler yer alsa da- mirasını değil aynı zamanda emojileri ve gülümsemeleri temsil eden -: ), 😀 gibi-, insanın kendini ifade etmesini kolaylaştıran sözsüz ifadeleri de bıraktı. MSN ile birlikte kullanılmaya başlanan Facebook, MSN tarafından ortaya konan mirası pekiştirerek “internet dili”ne güncellemeler getirdi. Facebook’un akabinde sıra her bir tweetin harf sayısına sınırlama getiren Twitter’a geldi. Twitter, kullanıcılarını olabildiğince az harfle kendini ifade edebilmeye itiyordu ancak anlaşılabilir olmaksa MSN dilinden uzaklaştırıyordu. Bu noktada sosyal mecraları kullanan insanları bir karmaşa egemenliği altına aldı. Dili düzgün kullanmakla –harfleri tam yazmak-, alıştığı dil düzeninde kalmak arasında bir bocalamaya düştü insanlar. İnsanlar kararlarını ürettikleri dilden yana mı yoksa yazım kuralları, noktalama gibi alt başlıklardan oluşan dil bilgisi sınırlarına mı hapsedeceklerdi?

 

Peş peşe sıralanan sayısız sosyal medya aracı dili kullanan insanları da parçalara ayırdı. Kimi dili düzgün kullanmaktan yanayken, kimi MSN ne öğrettiyse bize o olur diyordu ancak diğer bir yandan da kelimelerin nasıl yazıldığına dikkat etmeyen fakat harfler arasında ayrımcılığa da gitmeyenler ortaya çıktı. İşler başta basitti, dil nasıl kullanılırsa kullanılsın anlaşılıyor ortak bir sebepten ortak bir sonuca varabiliyor, sorularımıza aynı cevabı alabiliyorduk.

 

Nasıl ki Babil Kulesini inşa eden ve Tanrıya ulaşmayı hedefleyen ortak dile sahip insanlar, Tanrı tarafından cezalandırılıp birbirini anlamaz hale geldiyse, yepyeni dillerde sular seller gibi konuştularsa; İnternet de bizi farklı dillerin kullanıcıları haline getirmiş, ayrıştırmıştı.

 

Bunun en güzel örneği Instagram adlı fotoğraf paylaşım uygulamasının ortaya çıkışıdır, sanıyorum. İnstagram başlangıçta herkesin yaşamından kesitler paylaştığı bir uygulamayken zamanla gidilen mekânların, yenilen yemeklerin paylaşım merkezi halini aldı. Kullanıcı sayısı artıkça ne kadar açıklama kısmı varsa o kadar fazla dil kullanımı, ne kadar hashtag varsa o kadar farklı algı meydana geldi.

 

Öyle ki WhatsApp adlı internet vasıtasıyla çalışan ve telefonların gözbebeği haline gelen mesajlaşma uygulaması da Instagram’a temel oluşturmaktan geri kalmadı. Gerek her dile, dine, millete uygun ifade araçları emojilerin katkısıyla kendi dilini pekiştirmesiyle, gerek MSN’in aksine kullanıcıya uzun uzun mesaj yazabilme imkanı tanımasıyla ve en önemlisi bunu oldukça ucuza gerçekleştirmesiyle dile aradığı yaklaşımı sağladı. Fakat birçok emojiinin Instagram’da da kullanılır hale gelmesi, hikâyenin seyrini değiştirip cümle kurmak yerine ifade kullanan bir kesimi de meydana getirdi.. Bu kesim kendi aralarında oldukça basit, sade bir dile sahipken, yaşla ve ilgi alanlarıyla bağlantılı olarak bu dili anlamayan diğer insanları da dışladı. Aynı dışlanma Snapchat filtrelerinin dile ve sembolizme kattıklarıyla, fenomen dediğimiz sosyal medyada çok takipçisi olan insanların dili kullanımlarıyla yeniden şekillendi.

 

Daha sayamadığım diğer çok sayıdaki uygulamanın ve günümüz karma yapısının dili olduğundan farklılaştırması, dile hassasiyet gösteren insanları da mağdur etti. Gözü yazım yanlışlarına takılan bir grup insan yazım yanlışlarını düzeltmeyi kendine görev bildi. Fazla da bir şey istemeyen bu topluluk, -da –de eklerinin ayrı mı yoksa bitişik mi yazıldığına, soru eklerinin her zaman bir önceki sözcükten ayrı yazılması gerektiğine dikkat çekmek istiyorlardı. Dil Bilgisi derslerini çocukluğundan gençliğine ve hatta yetişkinliğine değin gören bu insanlardan yalnız kelimesinin yalından türediğini, yanlış kelimesinin yanılmaktan geldiğini bilmelerini istemek çok da haksız istekler değildi. Tüm “şey” kelimelerinin önceki kelimeden tam bağımsızlık elde ettiğini söylemek ayıp mıydı? Peki ya doğru yazdığımızı sandığımız ama aslında yazımını yanlış bildiğimiz kelimeler internet diline kurban mı gitmeliydi? Dengeyi kurmak için internet üzerinde aktif sosyal medya kullanıcıları olup bir yandan da dili doğru kullanamıyor muyduk? Üzerine düşünürsek zor olmadığını elbet fark edeceğiz…

Burcu Demirer

Yorum ekle

Bir Cevap Yazın