Hak Odaklı Yeni Medya Kongresi/ 9 Marta Bir Bakış

Dün başlayan ve bugün de gün boyu farklı konulardaki oturumlarıyla devam edecek olan Ulusal Hak Odaklı Yeni Medya Kongresi üçüncüsünde kendine Ankara’da bağımsız bir etkinlik olarak CerModern’de yer buldu. Etkinlik düzenleme komitesinde yer alan Prof. Dr. Mutlu Binark’ın sunuşuyla kongre başladı. Sunuşunda normal şartlar altında Mersin’de gerçekleşecek etkinliğin Ankara’da bağımsız olarak gerçekleşmesi hakkında “Yalnızca üniversitelerin değil her yerin akademi olabileceğinden hareketle kongremizi CerModern’de gerçekleştiriyoruz” sözleriyle değindi. Ardından Açılış Konuşmasını yapmak üzere kürsüde Prof. Dr. Nilüfer Timisi yer aldı; konuşmasında etik kavramına, “hak odaklı” eski ve medyaya, özellikle de komşuluk ilişkisine değindi.

 

Prof. Dr. Mutlu Binark kongre sunuşunu yaparken

 

Eş zamanlı iki ayrı salonda gerçekleşecek oturumlar, iki ilginç konuyla kongreyi başlattı. Birinci Salonda yer alan konu başlığı Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları 1 iken, ikinci salonda ise Dijital Emek başlığıyla konuşmalar yapıldı. Toplumsal Cinsiyet Çalışmalarının ilk oturumu; LGBTİ dinamizminin İsrail’den Kürt bireylere ulaşan etkilerinden, İnci Sözlük üzerinden LGBT bireylere yönelen nefret söyleminin analizine uzanan beş konuşma yer aldı. Diğer yandan ikinci salonda konuşulan Dijital Emek konusu; internette dizi izleme pratiklerinden, üretici olarak yeni medya ve mülkiyet hakkı konusuna doğru şekillenen bir yelpazede ilerledi. İkinci salonda söylenen “İnternet üzerinden bir halk üniversitesi düşünüyoruz. Madem yeni medyayı hak odaklı düşüneceğiz akademik haklar konusunun altını çizmek istiyorum,” sözleri oturumdan çıkan insanların en çok hatırladıkları değinmelerden biri oldu.

 

Akışta öğle arası olarak gözüken bir saatlik ara sırasında başlayan ve iki saat süren Pınar Dağ’ın yürütümündeki Hak Odaklı Veri atölyesi öncesindeki etkinliğin peşi sıra ikinci salonda başladı. “Hak odaklı veri nasıl etkin şekilde bir veri tabanına dönüştürülür ve kullanıcıların kullanımına nasıl sunulabilir” sorusu hem dinleyenlere sorulan hem de atölye sonuna kadar cevabını (bilmiyorsak) öğreneceğimiz soru olarak atölyenin özeti niteliğinde soruldu. Atölye konuyla ilgili insanlara pek çok kaynak sunmanın dışında, uygulamalı bir çalışmaya da ev sahipliği yaptı. Uygulama hayvanlara yönelik istismar verilerine odaklanarak anlatılanların pratiğe de dökülmesini sağladı. Öğle arasının bitmesiyle ikinci oturumu başlayan Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları; cinsel istismarlara sosyal medya üzerinden verilen tepkilerden, sanaldan sokağa ulaşan sosyal mecra örgütlenmeleri içerisinde önemli bir yeri olan “Bacaklarını Topla, Yerimi İşgal Etme” kampanyasının incelemesine doğru şekillenen üç konuşmaya yer verdi.

 

Pınar Dağ Hak Odaklı Veri Atölyesini sunarken

 

Günün kalanı iki salonda da devam eden oturumlarla çeşitli konuşmalara odaklandı. Birinci salonda gerçekleşen Gündelik Yaşam Pratikleri ve Kültürel Tüketim Alanları başlıklı konuşmalar özellikle Sosyal Medya ile Veda Edenler ve Yaşam Tarzı Olarak Facebook incelemeleriyle hem oturum sonunda sorulara cevap arayan konuşmalar oldu hem de insan yaşamının farklı noktalarını odağına aldı. Sosyal medya ile veda edenler başlığı intiharını internet üzerinden yaptığı paylaşımlarla açıklayan Mehtap Zengin ve Mehmet Pişkin vakalarına odaklanarak incelemesini oluştururken, Yaşam tarzı olarak Facebook başlıklı konuşma ise Facebook aracılığıyla kendi kültürel yaşam alanlarını oluşturan insanlara odaklandı.

İkinci salonda ise Hak Haberciliği başlıklı konuşmalar yapıldı; konuşmalar genelde yeni medyada şekillenen internet sitelerine (Bianet ve sendika.org) farklı açılardan odaklanıp inceleme ortaya koyarken, 2016 yılında televizyon ve sosyal medyada yer alan haberlerin karşılaştırmalı çözümlemesi de bir diğer konu başlığıydı. Diğer yandan Hollywood ünlülerinin fotoğraflarının sızdırılması üzerine yapılan çalışma ise ortaya koydu ki haberlerde en çok kullanılan kalıp “çıplak fotoğraf” iken en az kullanılan kalıp “kişisel fotoğraf” olmuş, hak odaklı haberlerin oranının yüzde on bir oluşu da bu durumu destekler konumda bulunmuş.

 

İkinci Salonda Hak Haberciliği oturumu yapılırken

 

Günün son oturumu Kimlik ve Temsiller başlığıyla birinci salonda yer alırken, diğer salon ise Avukat Faruk Çayır’ın Dijital Haklar ve Kişisel Veriler oturumuna kapılarını açmış durumdaydı. Kimlik ve Temsiller başlıklı oturum Antisemitizme, Türkiye Ermeni Cemaati Kanaat Önderlerinin Sosyal Medya Pratiklerine ve hatta Sekülerlik ile Dinsellik arasındaki gerilim hattının yeni medyada kendine nasıl yer bulduğu konularına odaklandı. Konuların hassas bir hat üzerinde ilerlemesi ve çoğunluklu insanların bunu önemsememesinin oluşturduğu davranış biçimlerinin analiziyle ilerleyen konuşmalar ne bir konuşma süresiyle ne de son oturum olmanın verdiği soru cevap için uzatılan sürenin katkısıyla daha rahat analiz edilebilecek konular değildi.

Avukat Faruk Çayır’ın gerçekleştirdiği atölye “İnternet erişimi bir hak ve herkese eşit bir şekilde sağlanmalı. Ağ tarafsız altyapı ve servis sağlayıcıları için zorunlu olmalı” gibi çarpıcı açıklamalarla başladı. Birleşmiş Milletlerin İnternette İnsan Hakları ve İlkeleri şartlarında yer alan, “Mahkeme kararı olmaksızın kişisel verilere erişmek, kişilerin elektronik iletişiminde araya girmek yasaktır. Herkes verilerin korunması hakkına sahip olup, bu konuda kullanıcının gösterdiği rıza değişlik gösterebilir” ifadeleri kişisel verilerin internet üzerinde paylaşılması noktasında da haklara sahip olduğumuzu vurgularken, Türk Ceza Kanunu’nda da yer alan “Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veridir.” İfadesi de farkında olmadığımız haklarımızı bize hatırlatır nitelikteydi.

 

Günün sonuna geldiğimizde ise çok yoğun bir programın içerisinde Sosyalkafa ekibinin bir kısmı olarak etkinliğe sosyal medya desteği sağlamanın yanında yeni medya adına pek çok incelemeyi de keyifle dinlemiştik. Bu yazıyı yazmamı kolaylaştıran paylaşımlarıyla ekibimizden Merve’ye ve İlden hanıma çok teşekkür ederim. Ayrıca açılış konuşması başta olmak üzere pek çok yerde isimleri geçen ve bu yılın kongresinin adandığı Özgür Uçkan’ı ve Mehmet Yüksel’i ben de anmak istiyorum. İyi ki var olmuşsunuz…

Burcu Demirer