SosyalKafa

2017 Model Galatasaray Futbolu Üzerine

Kimilerine göre Galatasaray’ın futbolu oldu bile… Galatasaray’ın oynadığı futbol için kurulan övgü cümleleri bu aralar o kadar fazla ki; insan hangi birini söyleyeceğini şaşırıyor. Bu övgülerin içerisinde; 96 yılındaki Galatasaray kadrosuyla ilişkilendirmelerden tutun da, Avrupa temelli günümüz modern futbolu üzerinden yapılan değerlendirmelere kadar, her türlü övgü var. Peki ne oldu da, Galatasaray futbolu dipten böylesine gösterişli bir şekilde ayağa kalktı? Ne oldu da bu oyun, mutlak çoğunluğun ilgisini çekti? Buna biraz kafa yormak gerek, fakat öncesinde birazcık karanlığı, dibi de anlatmak gerek.

Çünkü dip çok karanlıktı. Dipte; halen ekonomik olarak karanlık günler geçiren bir spor kulübü var. Bunun yanı sıra; dipte, geçmiş yıllarda kadro yapılanmalarında yapılan hatalar nedeniyle oyun içerisinde birbirini tamamlayamayan ve eskiyen oyunculardan oluşan bir takım da var-dı-. İşte bu gibi durumlar, geçtiğimiz senelerde Galatasaray için büyük bir şuursuzluğu ve kargaşayı da yanında getirdi çünkü hedefler uzun vadeli değildi, aksine kısa vadeli çözümsüzlükler üzerine kuruluydu. Bu çözümsüzlükler ise taraftar ve futbol takımı arasında derin bir uçurum yarattı. Taraftar, öncelikle yönetimi, sonrasında ise yönetimin eseri olan futbolcu topluluğunu artık takımda istemiyordu. Taraftarlar kulübüne yabancılaşmıştı, stadyuma dahi gelmiyordu. İşte böylesine bir dipten, Galatasaray futbolu bir anda ayağa kalktı. Ben de dahil olmakla birlikte; çoğu kimsenin beklemediği bir çıkıştı bu! Gösterişli bir çıkıştı çünkü Galatasaray’ın genetiğinde böyle bir ayağa kalkış hiç olmamıştı. Galatasaray’ın genetiğini anlamak için Mehmet Şenol’un şu yazısına bir bakınmak gerekebilir:

Fakat bu çıkışın, ekonomik ayağı halen sağlam değil. Kulüp ekonomik olarak büyük bir risk aldı. Başka bir deyişle, bu ani çıkışını büyük bir risk üzerine kurdu, ki zaten ekonomik olarak dipte yer alan bir kulüpten bahsediyorum. Dolayısıyla bu ivme eğer doğru planlanmazsa, ekonomik olarak dipte olan kulüp, daha fazla dibe batamayacağı için bu zamana kadar pek de görülmemiş sonuçlar ortaya çıkartabilir. Ancak bugün derdim karanlık tarafla değil, benim derdim; şimdilik oldukça iyi işleyen bu ekonomik risk ve bu riskin bir ürünü olan 2017 model Galatasaray futbolu ile.

PLANLAMA ve YABANCI KURALI

Galatasaray yönetimi, bu transfer dönemini son iki senenin aksine, (Sneijder’in gönderiliş şekli ya da Lucescu ile görüşme süreçleri gibi hatalar yapsa da), çoğunlukla doğru işlere imza attı. Hatta bu ekonomik riski görece iyi bir şekilde yönetiyor bile diyebilirim. Peki kulüp, bu riski ekonomik olarak hangi alana yönlendirdi? Cevap ise oldukça basit bir kuralda yatıyor, o da; ‘11+3 yabancı kuralı’. Her ne kadar bu kurala Türkiye’de çoğu futbol kulübü gerekli önemi göstermese de, 2017 yazında Galatasaray radikal bir şekilde tüm planlamasını bu kural üzerine kurdu. Çünkü bu kural iyi analiz edildiğinde, oldukça kritik fırsatlar ve riskler barındırıyordu. Galatasaray yönetimi ise bu alanda önemli bir fırsat olduğunu analiz etti ve bu kuralın fırsatlarına yoğunlaşmayı seçti.

İşte Galatasaray’ın çıkışında yer alan temel nokta, ilk 11’ini vasat üstü yabancı oyuncularla donatmaktı. Yıllardır süre gelen yabancı futbolcu kısıtlamasıyla, kadrosunu vasat ve vasat altı yerli futbolcularla şişiren Galatasaray sonunda rasyonel olanı bulabildi. Üstelik bu hamleyle hem takımda rekabet artacaktı, hem de yerli futbolcuların kurduğu derebeyliklerin sağlamlığı test edilecekti.

PLANLAMA, UYUM VE IGOR TUDOR

Dursun Özbek başkanlığındaki Galatasaray yönetimi, iş başına geçtiğinden bu yana ilk defa böylesine efektif bir transfer dönemi geçirdi sanırım. Verimliliğin temel nedeni ise hedef, strateji, uygulama arasındaki tutarlılıktan başka bir şey değildi aslına bakarsanız.

Hedef: Galatasaray futbol takımının durağan oyun yapısını, atletik ve dinamik bir yapıya sokmak.

Strateji: Yabancı futbolcu kuralını modern bir oyun sistemi içerisinde araçsallaştırmak

Uygulama: Uygulanacak oyun yapısına uygun vasat üstü yabancı oyuncuları transfer etmek.

Galatasaray’ın bu seneki operasyonunun başarısı bu üç madde arasındaki uyumda gizli. Yani elde bir harita vardı, bu haritada gidilecek yer belliydi, nasıl gidileceği belliydi ve ne yapılarak gidileceği de belliydi. Dolayısıyla sonuç da beklendiği gibi oldu. Bu topraklarda pek görmediğimiz hareketlerden biri olan planlama aksiyonunu, Galatasaray oldukça kısa bir dönemde gerçekleştirdi. Peki, genelde çok da alışık olmadığımız bu planı nasıl hayata geçirdi Galatasaray?

Dursun Özbek yönetimi iş başına geçtiği günden bu yana, departmanlar arası hiyerarşiyi genellikle dikey olarak konumladı, başka bir deyişle yönetimsel hamlelerde alt-üst ilişkisi belirleyici olandı. Bu da departmanlar arasında sağlıklı bir iletişimin oluşmasını engelliyordu. Yani teknik kadro bambaşka bir şey söylerken, üst yönetim bambaşka bir şey ortaya koyabiliyordu. Örnek vermek gerekirse; scout ekibindeki herkesin olumsuz rapor sunduğu Cavanda, Dursun Özbek ve Riekerink’in telkinleriyle transfer edilmişti. Bu yapı verimsizlikten başka bir şey sunmadı Galatasaray’a.

Bu sene ise Galatasaray’daki yönetimsel yapı radikal biçimde değişti. Dikey hiyerarşi yatay bir düzleme oturtuldu. Böylelikle departmanlar arasındaki iletişim de efektif bir hal aldı. Bu model pratikte şu anlama geliyor: Teknik kadro transfer edilecek oyuncu listesini sunar, scout ekibi oyuncuları araştırır ve üst yönetime rapor sunar, üst yönetim ise rapor doğrultusunda transferleri gerçekleştirmeye çalışır. Avrupa’daki futbol kulüpleri için oldukça sıradan bir durum olan bu yönetim modeli, maalesef Türkiye’de pek geçerlilik bulmadığı için futbol kamuoyu için Galatasaray’ın yaşadığı dönüşüm fazlasıyla şaşırtıcı geldi.

Ancak dönüşüm sadece üst yönetimdeki anlayış değişikliğiyle yaşanmadı. Dönüşüm biraz da Igor Tudor’un oyun planının netliğiyle ortaya çıkmıştı. Öncelikle şunu kabul etmek gerek; Tudor taktisyenden ziyade, bir sistem teknik direktörü. Bunu Galatasaray’daki ilk aylarındaki başarısızlığı ve Karabükspor’daki oynattığı sistemik oyun yapısı ile de okuyabiliriz. Karabükspor’da başarılı olan Tudor, Galatasaray’a geldiği ilk döneminde başarısız olmuştu. Tudor Galatasaray’a ilk geldiği dönemde çok radikal değişiklikler yaratmaya gitti çünkü kafasında modern bir Avrupa futbolu vardı. Tudor sahada dinamik ve atletik oyunculardan oluşan bir futbol istiyordu. Fakat Galatasaray’ın geçen sene elinde bulunan oyuncular, bu modele uygun değildi. Tudor ise inatla kadrosunu bu modele uyarlamaya çalıştı ve başarısız oldu.

Şu an oynanan futbola baktığımızda ise Tudor’un net bir şekilde sezona damga vurarak başladığını söyleyebiliriz çünkü Tudor’un aklındaki futbol sistemi çok net, çok belirgin. Henüz kariyerinin başında olmasına rağmen, Galatasaray’da bu yıl yapmış olduğu görkemli başlangıç ile futbol kamuoyunda kendisi adına büyük bir kredi elde etti. Eğer Galatasaray’da başarılı olursa, muhtemelen bir sonraki durağı Allegri sonrası Juventus olacaktır diye tahmin ediyorum. Dolayısıyla Galatasaray durağı hem Tudor hem de Galatasaray için oldukça kritik bir noktada duruyor.

Evet, Galatasaray yeni ve gösterişli bir takım kurdu bu yıl. Çoğu kişi, bu kadronun başında herhangi bir teknik direktörün de başarılı olacağını söylüyor. Ancak bu önermenin geçersizliğini, Fenerbahçe’nin Vitor Pereira dönemi üzerinden çok rahat bir şekilde okuyabiliriz. Bunun yanı sıra, bu kadronun mimarının da Tudor olduğu da gün gibi açık. Örnek vermek gerekirse; Fernando ve N’diaye gibi transferler takımla bir haftalık antrenman ile sezona başladı ve Antalyaspor karşısında beklentilerin çok üstünde bir performans sergiledi. Nasıl ortaya çıktı peki bu durum? Sorunun cevabı Tudor’un futbol sisteminin netliğiyle alakalı. Hatta bu uyumu ortaya çıkaran, daha çarpıcı bir örneğim daha var.

Bu kareyi Galatasaray’ın Hertha Berlin maçını izlerken almıştım. Maçın ilk 11’inde bu sene ilk olarak gerçekleştirilen transferlerden Maicon, Belhanda ve Gomis vardı. İkinci yarı ise takıma  Fernando ve N’Diaye gibi müsabakadan bir gün önce katılan oyuncular dahil oldu. Yani bu iki futbolcu daha takımla antrenmana bile çıkmadan, maçta kendine yer bulmuştu. Maicon, Belhanda, Gomis, Fernando ve N’Diaye’li kadro, ikinci yarının ilk 20 dakikasında tam anlamıyla Hertha Berlin’i abandone etmişti. İşte yukarıdaki kare o maçın zirve anlarından biriydi. Hatta heyecanla birkaç Galatasaray’lı arkadaşıma da bu kareyi göndermiştim. Peki beni böylesine etkileyen neydi?

O maçı izlerken takımın alan parselizasyonu beni çok etkilemişti çünkü takım savunmayı hücumda başlatıyor, rakip sahada dinamik bir yapıda doğru pas istasyonları oluşturuyor ve savunma çizgisini ise rakibin orta alanında kuruyordu.- Yanlış hatırlamıyorsam, savunmayı bu kadar ileride kurmayı deneyen Türkiye’de bu zamana kadar iki teknik direktör oldu; bunlardan ilki Fatih Terim, ikincisi ise Bernd Schuster’di- Bu benim uzun zamandır Türkiye’de gördüğüm bir futbol anlayışı değildi. Üstelik takım, oyuncu değişikliklerine kadar da, Osmanlıspor maçındaki Galatasaray futbolunun birkaç tık altında bir oyun sergilemişti. Şunu demeye çalışıyorum; Galatasaray’ın oyun şablonu Igor Tudor kafasında o kadar netti ki ve Tudor transfer edilen oyuncuların özelliklerini o kadar iyi biliyordu ki; Fernando ve N’Diaye gibi iki oyuncuyu antrenmana çıkarmadan dahi oyuna soktuğunda takım bambaşka bir futbol düzenine kolaylıkla geçebilmişti.

Takımdaki uyumun bir diğer ipucunu ise Tudor’un bir röportajından anlayabiliriz. Tudor Galatasaray’ı sadece yetenekli futbolcularla değil, aynı zamanda sorun yaratmayan ve karakterli futbolcularla oluşturacağım demişti. Bu geçen yılki kadro için bir tür hayaldi çünkü kadro yapılanması oldukça sıkıntılıydı, fakat şu an ise durum çok farklı. Takımda geçen sene ile kıyaslandığında çok daha iyi bir arkadaşlık seviyesi var İlerleyen dönemlerde bu arkadaşlık ortamı daha da ileriye gidecektir. Takımdaki ‘artan’ arkadaşlık seviyesi veya rakip taraftarların 3 haftadır sadece sahadaki futbolu konuşması gibi durumlar, aslına bakarsanız transferlerin farklı boyutlar gözetilerek ve ne kadar iyi bir planlama doğrultusunda yapıldığını gösteren detaylardan sadece birkaçı… Dolayısıyla şu an için ekonomik riskin görece de olsa iyi harcandığı analiz etmek zor olmasa gerek. Ancak bunun yanı sıra, yedek kulübe biraz daha geliştirilmeli. Bunun yanı sıra Yusuf Yazıcı gibi genç ve Galatasaray’ın mevcut futboluna uyum sağlayabilecek potansiyelli oyuncular yavaşça takıma kazandırılmalı.

SONUÇ YERİNE: YABANCI FUTBOLCU KURALI

Kulüp ekonomik halen oldukça diplerde kalsa da, yönetimin aldığı risk şu an için oldukça iyi gidiyor. Dolayısıyla şimdilik iyi planlanmış olarak görünen bu dönüşümde devamlılık sağlanabilirse, kulübe yakın vadede ekonomik gelir olarak da fayda sağlayabilir. Ancak bu başarının temelinde yabancı kuralı oldukça önemli bir yer ediniyor. Özellikle son dönemde yabancı futbolcu sayısı üzerine getirilen yorumlamalar, Galatasaray’ı büyük bir çıkmaza sürükleyebilir.  Bu nedenle, Galatasaray yönetimi bir şekilde yabancı futbolcu sayısı üzerine lobi çalışmalarında bulunması gerek.

Not: Galatasaray’ın şu anki futbolu, sadece Galatasaray taraftarları tarafından değil rakip taraftarlar tarafından saygı görüyor. Dolayısıyla bu yapıyı, elimden geldiğince farklı boyutlarıyla bir yazı dizisi içerisinde anlatmaya çalışacağım. Bundan sonraki yazıda ise sahanın içerisinde neler olduğuna değinmeye çalışacağım.

 

Anıl Sayan

Müzik üzerine yazar, futbol üzerine yazar. Birbabaindie kurucularındandır, sonrasında sıkıldığı için blog'undan ayrılmıştır. Şu aralar Doktora tezini yazmakla meşgul, yakın zamanda farklı bir müzik mecrasını da kurma peşinde.

Anıl Sayan

Müzik üzerine yazar, futbol üzerine yazar. Birbabaindie kurucularındandır, sonrasında sıkıldığı için blog'undan ayrılmıştır. Şu aralar Doktora tezini yazmakla meşgul, yakın zamanda farklı bir müzik mecrasını da kurma peşinde.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Sosyal Kafa Son Bölüm