SosyalKafa

GELECEKTE BİZİ “GÜVENLİ DİJİTAL BİR ÇAĞ” BEKLİYOR MU?

Biz bu sorunun cevabını geçtiğimiz günlerde, İstanbul Four Seasons Bosphorus Hotel’de, ana sponsor olan Türkiye İş Bankası ve daha birçok sponsor desteği ile gerçekleşen Digital Age Summit 18’de öğrendik. Ve sizlerle de bunu paylaşmak istedik. Bu yıl 12’incisi gerçekleşen Digital Age Summit’ ede geçtiğimiz yıllardaki gibi yine yoğun bir katılım gerçekleşti. Öğrenci bilet fiyatlarının 150 Euro’dan başladığı ve 450 Euro’ya kadar çıkan bilet fiyatlarıyla, Türk para kurumuna çevirdiğimizde, fiyatların 750 TL’den başlayıp 2250 TL’ye kadar çıktığını görüyoruz. Bu yılda, geçen yıl olduğu gibi açılış konuşmasını Serdar Kuzuluoğlu üstlendi. Biz ise size yaşadığımız bu deneyimlerimizi sosyalkafa.net aracılığı ile “güvenli” bir şekilde aktaracağız.

Biz sorumuzu cevaplamak adına ilk önce neden bu çağa “Dijital Çağ” demek istediğimizi açıklamak istiyoruz. Eskiden herşeyimiz bir bilgisayar yardımıyla halledebilirken, günümüzde artık bilgisayarın gördüğü bazı işlemleri akıllı telefonla da yapabiliyoruz.  2000’li yıllardan önce bilgisayar bizim için her şey olurken, telefonlar sadece aramak ve mesajlaşmak adına kullanılan bir araçtı. Evet bugünümüze baktığımızda bilgisayarlar hala önemini koruyor, fakat eskisi gibi Nokia telefonlar kullanılmıyor. Tomasz Rudolf “Start Up’ larla Çalışmak Şirketleri Nasıl Dönüştürür” üzerine konuşma yaparken bunun üzerinde de durdu. Nokia’nın CEO’su olan zamanında kötüye giden durumlarıyla ilgili açıklama yaparak “Biz hiçbir şeyi yanlış yapmadık” dediğini görüyoruz. Tomasz Rudolf ise “Yanlış bir şey yapmadığına inanılıp, nasıl böyle başarısız olunabiliyor demek ki yanlış yapılmış bir şeyler var ortada” diyerek Apple’ ı bize örnek gösterdi. (Tomasz Rudolf eklenecek resim olarak) Yani çağın artık evirilerek, bir “dijital çağ”a dönüştüğünü belirtmiş olup, akıllı telefonların çok işlevsel bir şekilde sürekli hayatımızda yer aldığını görmekteyiz. Aynı zamanda, Melih Aksan, Görkem Gökçe ve Gökhan Ahi’nin katılımıyla gerçekleşen “Pazarlamada Blockchain, Akıllı Sözleşmeler ve Hukuk” üzerine gerçekleştirdiği workshop’ta Melih Aksan bize bazı ülkelerin “Dijital Tapu” ya geçtiğini söyledi. Peki nedir bu “Dijital Tapu”? Bu üçüncü partiyi ya da bir diğer şekilde anlatmak gerekecek olursak, aracıyı ortadan kaldıran bir tapu sistemidir. Normal bir tapu için bir sürü evrak işleriyle ve notere giderek uğraşılırken, “dijital tapu” içerisinde böyle bir sistem olmayıp, aracı ortadan kaldırılarak, yani notere gidilmeyerek veya başka birtakım işlerle uğraşmayarak, sadece alıcı ve satıcı arasındaki antlaşmayla tapunun el değiştirmesine verilen bir isimdir. Bu “dijital tapu” da akıllı sözleşmenin(smart contract) içine dahil olur, bu akıllı sözleşme, Blockchain sistemiyle birlikte çalışır. Peki nedir bu Blockchain ? Büyük ihtimal çoğumuz, bunlara bende dahil olmak üzere, ilk önce Bitcoin’i daha sonra ise Blockchain’ i duyduk. Blockchain çok kısaca; dağıtık (merkezi olmayan) ve ortak bir veri kayıt sistemidir. Güvenlik, şeffaflık, güvenilirlik ve kesinlik sağlar. Böylece işlemler direkt olarak alıcı ile satıcı arasında ve güvenli bir şekilde gerçekleştirebiliyor. 3.partiler yani aracılar ortadan kaldırılıyor. Akıllı sözleşmeyi anlatacak olursak eğer, akıllı sözleşmeleri anlamak için otomatlardan daha iyi bir örnek yok gibi. Günümüzde otomatlara parayı atarak (bazen kağıt veya plastiklerle de çalışabiliyorlar) belirli bir komut veriyor ve içecek veya yiyeceğimizi herhangi bir aracı olmadan alabiliyoruz. Akıllı sözleşmeler de bu temele dayanarak, önceden belirlenmiş bir kod parçacığının belirli bir veri (para, data vs.) ile harekete geçmesine ve aradaki 3. kişileri ortadan kaldırarak işlemi yapmayı sağlıyor ve bunu yaparken tüm süreci şeffaf bir şekilde gösterdiği gibi dışardan istenmeyen müdahaleleri engelleyebilecek şekilde şifreliyor. Gerçek anlamda dijital bir çağın içinde yaşıyoruz. Buna en son iki örneği ekleyerek nasıl bir dijital çağın içinde bulunduğumuzu anlamınızı isteyeceğim, birisini Bitcoin üzerinden, diğer örneği ise Amerika’daki moteller üzerinden vereceğim. Bu bilgiler Melih Aksan ve Gökhan Ahi tarafından workshopta bizlerle paylaşıldı. İlk örneği verecek olursam, Airbnb son zamanlarda bir anket gerçekleştirdi, bu anket ise sitemizde en çok hangi yeniliği görmek istersiniz üzerine. Kullanıcıların çoğu Bitcoin ile ödeme yönteminin eklenmesini istemiş durumda. İkinci bir örnek ise, Amerika’da bazı yol motelleri vardır. Oraya gittiğinizde pasaportunu verirsiniz, üzerine ödemeyi de yaparsınız görevli kişide size oda anahtarını verir. Şimdi bu yol motellerin insansızı var gidiyorsun sadece kartını okutuyorsun bir tane elektronik akıllı sözleşmeyi kabul ettim diyorsun gösterip kartını odaya girebiliyorsun. Bu akıllı sözleşme sayesinde aracıyı ortadan kaldırmış oluyoruz yani. Bu sayede de kendi kendini yürütebilen bir sistem oluyor.

Şimdi, olayın güven kısmına gelecek olursak, Egemen TAŞ’ın “Siber Güvenlik 2030” üzerine yaptığı konuşmadan yola çıkarak bizi gelecekte nasıl bir dijital çağın beklediğini size anlatacağım. İlk olarak, bugünümüzde siber dünyada “Ajan programlarının” saldırısının çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Devlette organize suç gruplarının belli amaçları için, kendi aktiviteleri için kullandığı ajanlardan bahsediyoruz, gerçek anlamda ajanlardan bahsediyoruz. Egemen TAŞ’ın kesitinden: “2015 yılında bizim NATO üzerine yaptığımız araştırma Dünya üzerine ajanlık her türlü jeopolitik olay kendisini siber saldırı olarak gösterdi.” Örnek olarak Türkiye’ye baktığımızda, geçtiğimiz son 4 ayda Türkiye’deki siber saldırı aktivitesine yoğunlaşalım. Zeytin dalı hareketinin başladığı zaman, erken seçim kararları anons edildiği dönemde, Türkiye’de siber saldırıda artış oluyor. Peki bu siber saldırıların o dönemde aktivitesinin arttığını nasıl gözlemliyoruz? Egemen TAŞ’ın bize aktardığına göre, anti virüs programının tespit ettiği zararlarını onarımı olarak bu siber saldırılar saptanıyor. Amerika’ya baktığımızda Trump’ ın attığını bir tweetle siber saldırıların arttığını görüyoruz, bu tweet’ te aynen şöyleydi: “Bekle bizi Rusya”. Amerika’ya, çok büyük siber saldırı gerçekleşti. Kısacası, fiziksel dünyadaki her olayın, siber dünyaya bir yansıması var ve bunu net bir şekilde görüyoruz. Siber savaş her an her saniye oluyor.

Peki 2030 itibariyle bu saldırılar nereye gelecek? Verilerin ürünleştirildiği ve finansal bir enstrümana döndüğü 10 yıl olacağına inanıyoruz. Dolayısıyla siber tehditler bu konsept çevresinde kendisini yerleştirecek ve bu değişimi katalize edecek 6 faktörden bahsediyoruz:

• Gizlilik ve güven kavramının yeniden tanımlanması,
• IOT artışı,
• Büyük veri ve yapay zeka alanlarındaki gelişmeler,
• Saldırı araçlarının yaygınlaşması,
• Geniş çapta sansür ve denetim,
• Fikri mülkiyet hırsızlığı.

Biz, 2030 yılına geldiğimizde yaklaşık 5 milyar internete bağlı insan 125 milyar cihazdan bahsediyoruz. Kişi başına 25 tane cihaz, 4 kişilik ev başına da 100 tane cihaz. İnternet artık bilinçli olarak kullanmaya bıraktığımız, hava gibi su gibi hayatımızın fark edemediği bir parça haline gelecek. İnternetin yüzde 90’dan fazlası özel sektör kullanıyor dolayısıyla en çok saldırıda özel sektörlere oluyor. Her kurum buradaki, 13 saniyede bir saldırı yoklaması oluyor. Dünyada en çok saldırılan sektör enerji sektörü. Bu siber saldırılar ilerleyen yıllarda saldırı araçların yaygınlaşmasıyla daha da artacak. Ondan sonra Yapay zekadaki gelişmelerin bireyler üzerindeki sağladığı kontrol artışı olacak. 2030 yılında şirketler kişiye özel reklam yayınlanacak. 2030 yılında siyasi faktörleri yavaş yavaş kişiye özel propaganda yapacak. Fikri mülkiyet hırsızlığı siber tehdit olarak karşımıza çıkıyor ve 2030 yılında daha şiddetli bir şekilde karşımıza çıkmaya devam edecektir, bugün yılda 200 milyar dolar zararı var.

Kısacası bunların hepsini değerlendirdiğimizde, eğer önlem alamazsak, bu siber saldırıların önüne geçemezsek ilerde bizi hiç iyi bir şekilde “güvenli dijital çağ” beklemiyor. Egemen Taş’ a göre bizim anti virüs programlarına destek çıkmamız gerektiğini ve yatırımcıların, ARGE ortamını desteklemesi gerektiğini düşünmektedir. Benim düşüncem ise bu yapay zekanın bir şekilde durdurulması yönünde yoksa dünyayı iyi bir gelecek beklemiyor.

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi

Özlem Çevik

 

Özlem Çevik