SosyalKafa

Zamansız Ve Mekansız

Dünyada çokça çeşit sanat dalı var. İyi ki de var. Ama düşünsenize, bir kitap, bir şiir olarak nasıl var olurdu acaba? Neler eklenirdi ya da neler eksilirdi? Ya da, bir tiyatro, nasıl bir resme dönüşürdü?

Bütün bunları deneyerek görmek mümkün. Yazılarımda, kimi zaman kitapları şiirlere, kimi zaman resimleri düz yazıya çevirmeyi deneyeceğim. Umarım keyif alırsınız!

İlk denememizle başlayalım o zaman;

 

Ayşe Kulin’nin Kanadı Kırık Kuşlar adlı kitabı, bir şiir olsaydı, nasıl olurdu?

Okumamış olanlar için, önce özetle başlayalım:

“Kendi vatanında bile yabancıdır kanadı kırık kuşlar”

 1930’ların Almanyası… Nazilerin baskısından bunalan Yahudi asıllı tıp doktoru Gerhard Schlimann, çemberin yeterince daraldığını, kendisi ve ailesi için tek çarenin kaldığını hisseder: Kaçmak…

 Ancak işsizliğin, savaşın habercisi toplumsal karmaşaların ve her yere yayılan ayrımcılığın cenderesindeki bir dünyada insanca yaşanacak bir yer bulmak hiç de kolay değildir. Zira Gerhard Schlimann ve diğer Yahudilere sözümona gelişmiş ülkeler bir bir sırt çevirirken, bir tek Avrupa’nın kıyısındaki genç bir Müslüman ülke kucak açar: Türkiye Cumhuriyeti…

 Ayşe Kulin, Kanadı Kırık Kuşlar’da 1930’ların Almanya’sından 2000’lerin Türkiye’sine uzanan bir ailenin dört kuşaklık hikâyesini anlatıyor bizlere. Sıradışı, güçlü, coşkulu, inançlı kadınların hikâyesi bu aynı zamanda. Elsa, Suzan, Sude ve Esra kendi sancıları ve değişimlerini vatanlarının çalkantıları ile iç içe yaşıyorlar. Kanadı Kırık Kuşlar, vatanı sevgi olan herkesin kalbine değecek…

 

Şimdi sıra şiirde:

 

Zamansız Ve Mekansız

Annemin karnındaydım, içinde bir yerlerde, habersizce.

Güvendeydim, dahasını bilmiyordum.

Söylemediler.

Savaş yoktu, ülkeler yoktu, topraklar yoktu.

Ülkeler birbirinden ayrılmıyordu, saçma çizgilerle.

Ben vardım, ve beni doğuracak o kadın.

Yeterdi bu, bir dünya yaratmaya.

Kuralsız ve düzensiz bir dünya.

Doğdum. Biraz zor oldu.

Selam yeryüzü.

Selam, dünyayı dünya yapanlar.

Zamansız geldim, biliyorum.

Kim olduğumun bir önemi yok, sorma boşuna.

Adım umurunda değil,

Hangi çağa ait olduğumu merak etmiyorsun.

Senin derdin, ruhumun kıtalarca yayıldığı o coğrafya.

Hangi sınırlara hapis olduğum, hangi topraklarda debelendiğim.

Öyle bir yer çizdim ki kendime,

Zamansız ve mekansız.

Geç kalmıyorum, erken de varmadım.

Kim olduğumu da bilmiyorum bir bakıma.

Ait de değilim, sahip de değilim hiçbir şeye…

1930’ların Almanya’sı da,

2000’lerin Türkiye’si de,

Çokça anlamsız.

Dedim ya,

Kaçmak için bir sebebim yok,

Vedalaşmalar bana göre değil.

Ben öyle gelmişim,

Öyle de giderim herhalde.

 

 

Vanessa Kaston