SosyalKafa

Yabancı kuralı sonrasında Türkiye Süper Ligi’nden birkaç manzara

Yıllardır uygulanan yabancı kısıtında, geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde epeyce yol kat ettik. Artık Süper ligte yer alan bir takım 11 yabancıyla mücadele edebiliyor. Hatta geçtiğimiz sene Tudor yönetimindeki Galatasaray tamamen yabancı oyunculardan oluşan bir maç çıkardı. Bu maçın sonrasında spor medyasındaki milliyetçilik eksenindeki tartışmaları da düşündüğümüz de, bu yeni uygulama sahalarda görmeye aşina olmadığımız pratikleri de yanında getiriyor. Bu konuda birkaç gözlemimi paylaşmak istedim.

Endüstriyel futbolda ciddi bir dönüşüm eşiğindeyiz. Özellikle Finansal Fair Play (FFP) sayesinde kulüpler arasındaki ekonomik makas farkı her geçen sene daha da artmakta. Benim için Premier Lig’te oynanan futbol, modern futbolun bu zamana kadar gördüğü en dinamik formu haline dönüştü ve bunda FFP’nin payı çok büyük.

Bu kuralla mücadelede kulüplere tek bir çözüm yolu kalıyor; o da altyapıdan oyuncu çıkarmak ve bunu üst düzey liglerdeki takımlara satabilmek. Ancak makas farkı öylesine hızlı bir şekilde arttı ki son 2-3 yılda, bu uzun vadeli çözüme ayak uydurabilmek borçlu kulüpler için, yani şu an Türkiye’deki tüm kulüplerde olduğu gibi, imkansıza yakın. Adnan Polat biz Galatasaray taraftarına yıllarca, “Finansal Fair Play gelecek, hepimizi mahvedecek” demişti. Haklıymış. Yabancı kuralı Türkiye’de böyle bir atmosferde uygulamaya konuldu. Dolayısıyla bu kuralın etkilerini anlamak, aslında bu dönüşümü anlamakla da yakından ilişkili.

Kim bu yabancılar?

Peki bu kuralla birlikte hangi niteliklerdeki yabancı oyuncular Türkiye’ye geldi? Bafetimbi Gomis, Wagner Love, Samuel Etoo, Pepe ya da Robinho gibi veteran oyuncular bu sınıfın ilk halkasında yer alıyor. Bu isimler  bu zamana kadar genellikle vasat üstü performanslarıyla ön plana çıktı, ancak süreklilik sıkıntısı da yaşadılar. Wagner Love’ın Alanyaspor macerasıyla Beşiktaş macerası arasında uçurumlar var. Eto, Antalyaspor’da iyi işler yaparken, Konyaspor’da vasat bir performansa sahip oldu. Yani kaliteli ayaklar ancak yaşları itibariyle süreklilik sıkıntısı da yaşıyorlar.

İkinci halkada ise genellikle Afrika ve Latin kökenli futbolcuların başta olduğu genç bir kitleden bahsedebiliriz. Bu genç kitle atletik ve dinamik yapısıyla öne çıkıyor. Yani koşmaktan hiç çekinmeyen bir gruptan bahsediyorum. Agresif bir oyunları var. Fiziksel olarak hantal değiller, hızlılar ancak deneyimsizler. Bu deneyimsizlik en büyük problemleri. Sıkıntı daha çok mental anlamda. Bu da oynanan futbolda kalite eksikliği olarak ortaya çıkarıyor.

Türkiye’ye A sınıfı yabancı oyuncuların gelmediği aşikar. Hatta yabancı kısıtlaması varken, Türkiye’ye transfer edilen oyuncular daha iyiydi kanımca. Şu anki konjonktürde pek rastlanabilir bir durum değil bu.  Gelen yabancıların büyük çoğunluğu vasat ve vasat üstü futbolculardan oluşuyor. Dolayısıyla bu da oyunun kalitesine belli bir oranda etki sağlıyor.

Zor Deplasmanlar

Anadolu takımları genellikle defansif ve statik futbollarıyla yıllarca zihinlere kazındı. Bunda üç büyüklerin etkisi tartışılmaz pek tabii. ‘Anadolu takımları’, üç büyüklere karşı oldukça mütevazi bütçelerle oynuyor. Üç büyüklerle aynı şartlarda mücadele etmedikleri de bir gerçek. Bu sahadaki oyuna da psikolojik bir etki yaratıyordu.

Özellikle yabancı kuralından sonra Anadolu takımları, üç büyüklere karşı evinde ya da deplasmanda önde  baskı yapabilen, enerjik bir futbol oynuyor. Bu durum da kanımca yabancı kuralının bir yansıması. Yabancıların bu ligin ‘psikolojik’ koşullarını pek bilmediği bir gerçek. Bu ister istemez oyunlarına da yansıyor. Hele bir de sahada çoğunluk olduklarında, bu durum bugünkü haline evriliyor.

Üç büyükler artık Anadolu deplasmanlarından puan çıkarmakta çok zorlanıyor. Hepsinin adı konulmamış bir deplasman fobisi var. Bu durum sadece üç büyüklerle de sınırlı değil, çoğu takımda benzer durumlar söz konusu üstelik. Bu histerik bir hal almasın yeter.

Artan oyun hızı

Türkiye’de futbolun hızı geçen seneden bu yana artıyor, ama üst düzey liglerdeki gibi değil henüz. O noktaya gelmesi zaten kısa vadede imkansız. Ama kural serbestliğinden sonra, oynanan oyun biraz daha hızlanmaya başladığını belirtmek gerek. Yabancı oyuncuların büyük çoğunluğu futbolu daha dinamik oynayan, vasat üstü fiziksel özelliklere sahip futbolcular olmasıyla ilişkili.

Yerliler ne noktada?

Söz yerlilere gelince, kulüpler bu çarkta ayakta durabilmenin gençlerden geçtiğini sonunda fark ettiler. Fenerbahçe’nin Altınordu hamlesi, Galatasaray’ın geçen yaz döneminde potansiyelli gençleri toplaması buna işaret aslında. Milli takımda iyi bir jenerasyon yakalandı. Dünya’nın farklı liglerinde başarıyla mücadele eden iyi bir takım var elimizde. Sonunda iyi bir futbol nesli yakaladık. Lucescu elinde parçalamazsa tabii.  

Yabancılarla rekabet haline giren yerlilerin futbolunda da gelişmeler mevcut. En azından artık ekmek cepte olarak mücadale etmiyorlar, aksine ekmeğin aslanın ağzında olduğunu bilincindeler. Bu da futbol içerisindeki kaliteyi artıran bir diğer unsur aslında. Rekabetin ender işe yaradığı mefhumlardan biri olsa gerek.

Hakemler ne aşamada?

Geçen seneye damga vuran bir diğer şey de hakemlerin performanslarıydı. Rıdvan Dilmen bir programında şöyle bir cümle kurmuştu hatırladığım kadarıyla: “Zaten artık topu elle oynamanın bir standardı kalmadı.” Gerçekten, geçtiğimiz sene kadar hakem hatasının çok yaşandığı bir hatırlamıyorum.

Geçen senede hakemlerin herhangi bir art niyetinin olduğunu düşünmüyorum. Sadece soru beklemedikleri yerden geldi. Neye uğradıklarını şaşırdılar. Çoğunlukla pozisyonlarda hatalı yerde durdular. Bakış açıları sıkıntılıydı vs. Bunlar bana akışkan oyunda, hakemlerimizin henüz gidecek yolu olduğunu söylüyor. Bir de bunun üstüne VAR sistemi henüz daha tam olarak anlaşılmadan, uygulamaya konulması ile her şey iyiden iyiye arap saçına dönmeye başladı.

 

Eskisine göre iyi, ancak halen gidilmesi gereken uzun bir yol

Kuşkusuz bu yazıda eksik ya da hatalı ilişkilendirmeler olabilir. Her şeyi de yabancı kuralına bağlamış da denilebilir, ancak ve ancak bahsettiğim unsurların büyük çoğunluğu yabancı kuralı sonrasında ülke futbolunda yaşananlar.

Yabancı kısıtlamasının kaldırılması, oynanan futbolun kalitesini belli bir noktaya çekti, fakat bu gelinen noktada da halen eksiklikler var. Eski ile kıyasladığımızda Süper Lig’teki değişim inanılmaz boyutlarda, ancak yurt dışı ile kıyaslandığında da ise halen alınması gereken upuzun bir yol var, ve bunun için sabır gerek.

Bizde sabır var mı? Pek olduğunu zannetmiyorum.

Anıl Sayan

2008'den bu yana müzik üzerine yazar. Müzik üzerine bir doktora tezi de yazar. 2011'den bu yana da Bilgi Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışır. Birbabaindie adlı blog'un kurucuları arasında yer almakla birlikte, 4:otuzüç adlı çevrimiçi müzik dergisinin kurucusudur.

Anıl Sayan

2008'den bu yana müzik üzerine yazar. Müzik üzerine bir doktora tezi de yazar. 2011'den bu yana da Bilgi Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışır. Birbabaindie adlı blog'un kurucuları arasında yer almakla birlikte, 4:otuzüç adlı çevrimiçi müzik dergisinin kurucusudur.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Sosyal Kafa 6. Sezon Tanıtım