SosyalKafa

KEMALİSTLER MOSKOVA’YA

1455167_cover

Yatağı değiştirilmiş bir derede iki taşın arasında sıkışmış bir alabalığa benziyoruz. Şimdilerde, üretim çiftliklerinde yetiştirilen alabalıklar makbul. Çok sayıda üretilebiliyorlar bu şekilde, tatları yavan ama talebe uygun bir arz oluşturuyorlar. Biz de o iki taşın arasında derenin yatağına dönmesini bekliyoruz ümitle.

Siyah beyaz bir alana hapsedildik yıllarca, istop oynarken top hep karşı tarafın elindeydi. Ağabeylerin elinde bir renk kartelası, en insaflı olan bizden yavru ağzı ve çingene pembesi renklerini bulmamızı istedi. Bulamamamız kişisel başarısızlığımız olarak geçirildi kayıtlara. Başarı, birilerinin referansıyla makam mevki sahibi olanların tekelinde bir şey gibi gösterildi son 17 yıldır. Başarılı ağabeylerin duygusal zekası yüksekti, herkes onları seviyordu, her ortama uyum sağlamakta üzerlerine yoktu. Bizler uyumsuzlardık, ülke yararına bir şey yapmadıklarında eleştirdiğimizden kendi partimizin yöneticilerinin bile ötekileştirdiği.

“Kadrajı kurduğunuz yer politiktir” demişti oysa bir yönetmen. O kadraj hep en tepede, birbirinden hiçbir farkı olmayan muktedirleri aldı içine. Kadraja bir türlü giremeyenler, turnanın kalbinden dem vurmaya devam ettiler.

“Bir insan ömrünü neye vermeli?” diye sorarken bizler, kendimizi yetiştirmek için bizim ve ailemizin yıllarca harcadığı emeği, çabayı zimmetine geçiren, makbul olan Zübükzade ağzıyla her şekilde her yerden makam mevki devşirebilen “liyakat sahipleri” her devirde “yürüttüler işlerini”. “Devr-i sabık yaratmayacağız” diyerek yine kendi tabanını ezen, “Nasılsa bize oy verecekler” diye düşünerek tabanı “cepte” gören ve onların vatan sevgisini suiistimal eden yeni muktedirler, her devrin ötekisi parti emekçilerinin yıllardır gadre uğradığını göz ardı ederek “çekip cetvellerini kınından” sadece Cumhuriyet Halk Partili olduğu için açlığa mahkum edilmiş olan sade parti üyesine pasta doğradılar.

CHP rozetini yakasına takmaktan imtina edenler, o rozeti yüreğinin üstüne takmış olduğu ve son nefesine kadar ne pahasına olursa olsun çıkarmayacağı bilindiğinden her türlü eziyete, zulme maruz bırakılan, bırakın niteliklerine uygun makamlara atanmayı, sıradan yasal haklarını kullanmasına dahi izin verilmeyen, her gün ayrı bir yıldırma operasyonuna maruz bırakılan, sınavla alınmış oldukları, bileklerinin hakkıyla elde ettikleri makamlar dahi kendilerine bir lütufmuş gibi lanse edilmeye çalışılan, bırakıp gitsinler diye haklarında her gün soruşturma açılan bu memleketin gerçek sahiplerini bırakıp başka kutsal ittifakların peşine düştüler.

Ülkenin en iyi yetişmiş kadrolarına sahip olan, sadece parti yönetiminde olanların değil, üye olmasa bile oy veren parti gönüllüsünün dahi okuyan, yazan düşünen bir birey olduğu, tabanında binlerce “Ataması Yapılmayan İmamoğlu” bulunan partide liyakat sahibi birinin bulunamaması ve trollerin genel müdürlüğe atanması ile anladık ki, birileri umudumuzu trollüyor. Oysa biz biliriz ki, yola ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılır. Bu nedenle bu hareket, doğduğu günden beri bir kadro hareketidir. Neoliberal politikaların geçer akçe olduğu partide, bu çizgiden sapan herhangi bir söylemin aşırı uç ve radikal olarak nitelendirilmesi ve Kemalizmin öcüleştirilmesi ile başlayan süreç şimdilerde hareketin DNA’sını mutasyona uğratmaya çalışsa da, çekirdeğini korumayı başarmıştır.

Yıllardır iktidar olunamadığından ele geçirilebilen tek iktidar alanı olan belediye yönetimlerinde yapılan atamalarla prim verilen yalnızca trollerin kendinden menkul liyakati değil, kasaba politikacılığı usulüdür. Her türlü mecrayı iktidarda ya da muhalefette muktedirin gözüne girmek için kullanmış olanlara, hala kullanmakta olanlara ve onların yöntemlerine prim verilmektedir. Bu usul, makbul gösterilmektedir.

İstanbul halkına zulmedenleri, onların kurduğu israf düzeniyle halkın parasıyla yurtdışında eğitime gitmiş olanları her ortamda dile getirip, sonra bu şahısların farklı versiyonlarıyla her kesime mesaj verebilmek uğruna kol kola yürüyenler, bizim de kalbimizi çok kırmışlardır kuşkusuz. Ama bir özür ziyareti yapılmayacak bizlere. Sadece genel siyasette değil, parti içinde de hakim olan usul gereğince; belirli bir aileye mensup olmadığımızdan, soyadımız belirli listelerde bulunmadığından.

Bir dönem komünistler için atılan sloganı şimdi büyük ağabeyler muktedirle el ele vererek bizler için söylüyorlar: Kemalistler Moskova’ya!

Ayşe Özer