SosyalKafa

Fransa’da belgeselcilik ve değiştiremedikleri

Görsel kaynak.


Fransa’da belgeselcilik ve değiştiremedikleri

Fransa’da büyük bir belgesel izleyici kitlesi var. Bilinirliği yüksek televizyon kanallarında, akşam haberlerinden sonra belgesel niteliğindeki yayınların başlaması bunun göstergelerinden bir tanesi.

Türkiye’de belgesel muhtemelen, doğa temalı olanların ekrana getirilmeleri ya da işleyişleri incelenen teknik, mekanik konular ile bağdaştırıyor. Fransa’da ise sosyal, ulusal politik, tüketici odaklı, uluslararası politik, trafik güvenliği vs konularında belgesellere rastlamak çok yaygın.

Bu yazıda, Türkiye’deki ve Fransa’daki belgesel içeriklerine bakmak yerine, Fransa’daki belgesellerin içeriklerine odaklanacağız. Özellikle de televizyon yayınları için hazırlanan “özel dosya” gibi sunulan belgesel yayınlarına. Elbette belgesel başlığı altında, tanıklık ya da seyahat temalı içerikler de yaygın ama klasik anlamdaki özel dosya belgesellerine yoğunlaşacağız.

Türkçedeki gibi Fransızcada da, belgesel, belgeye dayalı anlamı taşıyor « Documentaire ». Belgeye dayanma zorunluluğu olan bu belgeseller, ekranlara geldiğinde, gazeteci ya da gazeteciler ülkeler arası seyahatler ile bir tanık ya da bir belge peşine düşebiliyor. Akşam haberlerinden sonra ekrana gelen “vergi kaçakçılığı” konulu bir belgesel, birden fazla ülkeye giden gazeteci ya da gazetecilerin, yer yer gizli kamera kayıtlarıyla, sürükleyici bir hal alıyor. İsviçreli bankaların kara para aklama aşamaları ya da Kuzey Kore rejiminden kaçan mültecilerin Güney Kore’de yaşadıkları zorluklar, diş macunu üreticilerinin yasaklı ürünleri kullanmaları vs içerikli belgeseller Fransız televizyonlarında yer buluyorlar.

Bence bu yayınların çok çekici ve iz bırakan yanları var. Uzun yıllardır, video platformlarında bu belgesellerin sıkı bir izleyicisi olarak kuşkucu olma eğilimi geliştirdim. Ünlü giyim markaların üretim süreçlerini inceleyen bir belgesel, Bangladeş’e giden “müşteri kılıklı” gazetecileri sayesinde, gizli kamerayla, çocuk işçileri görüntülemişti ve evlerine gidip çocuk işçilerle röportaj yapmıştı. Dayanıklı tüketim ürünleri üreten markaların “programlaşmış bozulmaları” da bu belgeseller sayesinde benim için anlaşılır olmuşlardı. Elektronik ürün üreticileri, nispeten kısa bir kullanım süresinden sonra” yedek parça ya da yeni ürünler satabilmek için, ürünlerini bozulmaya programlıyorlarmış.

Politik skandallar da Fransa’da bu televizyon belgesellerinin konusu oluyorlar. Macron’un seçim zamanı karşısındaki adaylardan François Fillon, bir skandal sonucu güç kaybetmişti. “Fillon’u kim öldürdü?” Başlıklı bir belgeselde politik aktörler, Türkiye’den bakanlara göre filtresiz şekilde ele alınıyorlar. Basın özgürlüğünün kırıntısının bile can çekiştiği Türkiye’de benzer konuları ele almak mümkün değil ama Fransa’da ele alınınca genel işleyiş değişmiyor. Bu belgeseller genellikle ayyuka çıkmış konuları ele alıyorlar. Genelde gazete haberleriyle sıkıştırılan politikacılar, bir süre sonra belgesellere konu oluyorlar. Genelde belgeseller biraz geriden gelip, kendi perspektiflerini sunuyorlar, ulusal politik konularda ya da küresel markaların skandallarında.

Bu belgesellerin amaçları izleyicilere “sanıldığının aksine” olanları göstermek. Saklananları ya da rahatsız eden bilgileri ifşa etmek. Genelde hedefe oturtulan dünyaca ünlü bir marka ya da politikacılardan biri. Bazen kayırılan yabancı devlet görevlileri, bazen Fransız bir politikacının kirli çamaşırları bazen de bir markanın gizlemeye çalıştığı üretim yöntemleri vs. Bu konuların yaygınca ele alınması şu soruyu beraberinde getiriyor: bu belgesel sektörü Fransa’da ne değiştiriyor?

Resmi anlatı ve alternatif anlatı olarak mecburi bir ayrışma mevcut. Ünlü bir markanın kendisini ifade biçimi ve belgeselcinin onu çürütmesi ya da bir politikacının kendisini anlatması ve belgeselcinin onun anlattıklarını yanlışlayan bir anlatıyı ele almasını gibi, basitçe bir dilem kurmak gerekiyor. Aslında belgesel yaratmanın da gereği buradan doğmakta. Bir “yalan” var ise, belgeselci onun “doğrusunu” göstermek ister.

Bu dilemi not ettikten sonra ise, resmi anlatı ve belgeselci anlatısı yeterince rahat bir biçimde kamuoyunda yer buluyorsa bunun sonuçları nelerdir? Politikacılar yalan söylemiyorlar mı Fransa’da? Tüketim malları üreticileri, alternatif anlatıma göre, “hileli” sayılan yollara başvurmuyorlar mı? Bu basite indirgenmiş soruların cevapları hayır. Politikacılar da küresel üreticiler de bildiklerini okuyorlar. Alternatif anlatıcı olarak özetlediğimiz belgeselciler bir baskı oluşturmuş da olsalar, genel işleyiş olarak özetlenecek olan politikacı “uyanıklıkları” ya da küresel üretici marka “hileleri” de Fransa’da devam ediyor.

Fransız belgeselciği ürettiği zengin içerik ile doğru orantılı olarak mekanik bir hal kazanmış durumda. “Zaten her politikacı kirli” ya da “zaten her küresel marka kirli” argümanını rahatlıkla bir Fransızdan duymak mümkün. Kirli çamaşırların serilmesinin banalleşmesi olarak görülebilir bu durum. Aynı zamanda bir “olgun doygunluk” olarak özetlenebilecek bir vaka söz konusu. Bir çok netameli konunun sayısız kez belgesel konusu olması, izleyicide bir reaksiyon yaratmıyor. Reaksiyon kavramını, alternatif anlatım kavramı ile birlikte düşündüm için kullandım çünkü bir alternatif anlatım, o anlatıyı tüketende bir reaksiyon açığa çıkarmayı hedefler (düşünsel ya da davranışsal reaksiyon). Bu reaksiyonları ölçümlemek ayrı bir uğraş olsa da, küresel markaların Fransız pazarında faaliyetlerine devam etmeleri ya da söz konusu olan Fransız politikacıların bir şekilde varlıklarını sürdürmeleri bize söz konusu reaksiyonun, tam olarak gerçekleşmediğini göstermekte (örneğin Sarkozy hakkındaki onlarca skandal, belgesellere konu olmuş usulsüzlük olmasına rağmen ikinci kez Cumhurbaşkanlığı adaylığı için partisinin içindeki ön seçimlere katıldı ve seçilemedi ama şu anda emekli bir Cumhurbaşkanı olarak yaşamına devam ediyor).

Alternatif anlatımın muhtemel amacı hakkındaki bu varsayımdan sonra izleyicide beklenen bu reaksiyon üzerine şunları eklemek gerekir. Fransa’da çocuk işçi çalıştırdığı belgeseller ile “belgelenmiş” olan küresel giyim markaları faaliyetlerine nasıl devam edebiliyorlar?
Kendi kendime uydurduğum bu naif soruların yanıtı basit: Bu kadar çok kirli çamaşırın dökülmesi, ilk akla gelen tepkiyi yaratmıyor demek gerekir. Genelde alternatif anlatım sahibi bir belgesel çekimi, öncesinde ele alınmış bir skandal üzerine gelmiş olabiliyor. Yazılı basının ortaya çıkardığı bir skandal, sonrasında belgesel konusu olabiliyor. Küresel markaların kirli çamaşırları da, varolan bir şüphe üzerine bir ya da birden fazla belgeselin konusu olabiliyor. Tartışmayı başlatmak yerine, başlamış tartışmanın detaylarına ulaşmak gibi bir işlev üstlendiklerini söylemek yanlış olmaz. Belgesel üretmenin göreceli olarak uzun süre alması, detaylara ya da tanıklara ulaşmanın zamana yayılması gibi zorunluklar, belgeselleri, yazılı basından sonra skandalların takipçisi olarak konumluyorlar.

Özetle, genelde, skandalları ortaya sermek sözkonusu olduğunda, yazılı basın önce, belgeseller sonra tüketilmeye hazır içerikler üretiyorlar.

Sosyal Medya Hesaplarımız

İçeriklerimize e-posta ile abone olabilirsiniz

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 7.085 aboneye katılın

Sosyal Kafa 6. Sezon Tanıtım