SosyalKafa

BEYOĞLU’NUN ORTA YERİ SİNEMA

Yürümenin yaratıcılığı arttırdığını söylüyor araştırmacılar. Ulysses’deki ve Mrs. Dalloway‘deki karakterlerin yürüyüş güzergâhları yeniden canlandırılıyor edebiyat fakülteleri tarafından. James Joyce ve Virginia Woolf, bilinç akışını kağıda dökebilen yazarlardı. Bunu yapmak için karakterlerini şehirde yürüyüşlere çıkardılar. Koşu bandında günde 10000 adım atarak formda kalmaya çalışan modern insandan bir Mrs. Dalloway daha bekleyemeyiz elbette. Güzergah mühim. İnsan çoğu kez yürürken, Mrs. Dalloway gibi yalnız etrafındaki şehri algılamaz. Geçmişini gözden geçirir, “usul usul kurarak, çevresinde büyüterek, yıkarak, her an yeniden yaratarak.”

Yaratamayan zamanın ruhu, mekanın ruhundan hoşlanmıyor. Mekan eskidikçe, yerine yenisi beton yığını halinde dikilsin isteniyor. Yüksek gelirlinin şehrin merkezine dönme çabasıyla ortaya çıkan kentsel dönüşüm projeleri, şehrin dokusunu oluşturan, onu her gün yeniden inşa eden her türlü ötekiyi mutenalaştırırken, tek tip akıllı evlerinde yaşayıp gidiyor ahali. AVM’lerdeki cep sinema salonlarında, arkadaki seyirciyle hayli içli dışlı koltuklarda, yan taraftaki sevgili koltuğunda oturan çifti rahatsız etmemeye çalışarak, evdeki televizyondan biraz hallice bir ekranda sinema filmi izliyorlar. Hepsinin gözlerinde kocaman 3 boyutlu gözlükler, dış dünyada göremedikleri gerçekliğin sanalını görme peşindeler. Mısır çıtırtıları arasında yitip gidiyor filmin konusu. “Muhtemelen film Türkiye’de geçmiyordu” diyorlar çıkışta filmi yorumlarken, “çok da emin değilim ama, sonuçta adamın gözleri açıldı galiba”.

Oysa yok olan bir şeylere de benzerdi bir zamanlar sinemalar. Şimdi o kadar kullanışlı ki, hayal bile kuramıyoruz nerdeyse*. Mesela, Beyoğlu’nun orta yerinde “Beyoğlu çok bozuldu azizim” diye ahlanıp vahlanan entelijansiyanın takıldığı meyhanelerin hemen yanı başında, Beyoğlu Sinemasını göreceksin, sakın şaşırma. Hani rivayete göre Ofsayt Osman, “Bu da mı gol değil hakim bey?” diye seslendiğinde, bütün salon “Gol be!” diye bağırmıştır gözyaşları içinde, işte orası. Şimdilerde “salon tadilatı yapmazsanız, festival filmi vermeyiz size” denildiğinden kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalan. Konforu sanatın önüne koyduklarından elitize etmeye çalıştıkları bir festival furyasında, bir sonraki hafta vizyona girdiğinde kimsenin izlemeyeceği, ama festival ortamında görünmenin sosyal kabul görmenin baş şartı olması hasebiyle, bitki örtüsü yeşil fular olan mekanlarda boy göstermeye çalışanlarca ikinci bir Emek Sineması vakasına dönüştürülmesi an meselesi olan Beyoğlu Sineması. Kentsel dönüşüm, sanata nüfuz ederken, mutena semtlerin mutena büyüklerince “uygun görülmeyen” Beyoğlu Sineması. Hani fuayesindeki kafede en sevdiğin sanatçılar buluşmuştu. Dönsen hayaline çarparsın Sadri Alışık’ın. Salon girişindeki yer göstericiyi de gözüm bir yerden ısırıyor sanki. Diğer sinemalar ne kokuyor bilmem ama, Beyoğlu Sineması buram buram tarih kokuyor.

Sen bakma o büyük ağabeylere, şimdi kapanacak olsa Beyoğlu Sineması, en ön safta direnip, “yaşam tarzımıza müdahale ediliyor” diye sosyal medya alemlerinde trend topic olurlar. Sonra bir Nevizade akşamında, “adamlar önce yıkımı meşrulaştırıyor, sonra da yıkıyorlar azizim” diye tokuştururlar kadehleri. O kadeh bir küfür gibi durur ellerinde. O meşrulaştırma sürecinin değirmenine kendilerinin de su taşıdığını anlatamazsın o mutena büyüklerimize. Ertesi gün fularlarını değişik şekilde bağladıklarında devrim tamamlanmış olacaktır, ona inanırlar.

Yürümek, iman tahtasının üstündeki baskıyı kaldırır. Beyoğlu Sinemasındaki güzergah yok olan bir şeylere benziyor, hayal kurduran. Aynı güzergah üzerinde buluşalım da Kulübe-i Ahzan’a sahip çıkalım. Bu defa gol be!

  • Edip Cansever’e saygıyla

Ayşe Özer

Yorum ekle

Bir Cevap Yazın