SosyalKafa

Yeni Medya Felsefesi: Yerliliği Yeniden Düşünmek

Bir önceki yazımızda, diyalektik işleyişi târihsel gelişimi ile birlikte yeni medya araçları ve dijital dünyâ üzerinden yeniden konumlandırma çabasına girişmiş, bu bağlamda kültürel üretim süreçlerinde bitmemişlik felsefesinin önünü açarak önceki dönemlerle günümüz arasında değisen birtakım toplumsal dinamikleri ve yaşanan kırılmaları görünür kılmaya çalışmıştık.

Serinin bu ikinci yazısında, yakın zamanda kaybettiğimiz çağdaş sosyologlardan Bauman‘ın akışkanlık(liquidity) kavramını kullanarak yapı/aktör etkileşiminin, siber alandaki mekân ve kimlik kurgularıyla nasıl bitmemiş, sonsuz bir akışkanlık içerisinde devinimlendiğini açıklamaya girişecek, yarattığımız kavramsal çercçeveye dayanarak dijital yerlilik kavramını yeniden tartışmaya açacağız.

Öncelikle okura başta yabancı gelebilecek kavramları tanımlamakla işe başlayalım: Akışkanlık kavramı, Bauman literatüründe seksenli yıllarda ortaya çıkan küreselleşme fenomeni dahilinde yaşanan teknolojik gelişmelerin, nesnelerin ve bedenlerin mütemâdi hareketliliğini tetiklemesine istinâden kullanılmıştır. Sermayenin ve iş gücünün zirveye vuran neo-liberal politikalarla birlikte sürekli olarak yer değiştiren yeni yapısına dikkat çeken sosyolog, bu ifâdeyle uluslararası şirketlerin kâr odaklılık anlayışıyla -ucuz üretimin “nîmetlerinden” faydalanmak adına- fabrikalarını genellikle üçüncü dünyâ ülkelerine kaydırması ve böylelikle ortaya çıkan işsizlik, rekâbet, böylelikle yaşamak için emeğini satmak zarûriyetinde olan kesimlerin de, yaşamlarını idâme ettirmek adına yer değiştiren sermâyenin peşinde yerleşik hayatlarını bırakarak mobilize olmasından dem vurmaktadır.

Gelinen noktada Bauman, aynı dönemlerde küreselleşmeye paralel olarak yaşanan enformasyon devrimine de değinerek, bilginin de bedenler ve nesneler gibi akışkanlaştığını, sınırlardan azâde kaldığını, dolaşıma girdiğini ifâde eder. Tam da bu noktada biz, siber mekânlar olarak kabul ettiğimiz muhtelif yeni medya mecrâlarının, kendine has yapısal özelliklerinin birbirinden farklı akışkan kimlikler oluşturduğunu iddia ediyor, klasik sosyolojinin de çokça bahsettiği üzere, yapı/aktör etkileşiminin kurguladığı temsillere, sentezlere dokunuyoruz.

Öte yandan söz ettiğimiz yapı/aktör(Structure/agency) dikotomisi, aktörün bu karşılıklı etkileşimdeki etkin rolünü yadsımamakla berâber, bireyin hareketlerinin içerisinde bulunduğu mekânın yapısal özelliklerine bağımlı olduğu savını destekler bir nitelik taşıyor. Meselâ millliyetçi ideolojinin üst yapısal olarak devlet organlarınca pompalanması ve buna dair üretilen söylemlerin yapıyı içselleştiren bireyin gündelik pratiklerine yansıması, yapının aktör üzerindeki belirlenimidir. Daha mikro alanda tezâhür edebilecek bir diğer örnekte, lüks restoranlarda evdeyken elle yemekten çekinmediğimiz yiyecekleri mekânın yapısından kaynaklı olarak çatal bıçak kullanarak tüketmek olabilir. Aynı şekilde mekânlar olarak siber mecrâlarında hem üretim şekilleri, hem de işleyiş biçimleri olarak kendine özgü yapıları vardır. Aktör de, yaratıcılığıyla mecrânın kurguladığı üretim modellerini, işleyişleri ve temsilleri kendi ihtiyaçları doğrultusunda belli ölçülerde değiştirebilir.

İddiamızı bir örnek üzerinden okumak gerekirse: Bir Dijital yerlinin, Facebook, Twitter, Instagram gibi önde gelen yeni medya mecrâlarını kullandığını varsayalım; bu kişi, Facebook’ta kurduğu sosyal ağda, birincil/akraba ilişkilerini öncüllüyorsa eğer, o topluluğa karşı öne çıkaracağı değerler ve temsiller şüphesiz daha şahsî olacaktır(Çocuk fotoğrafları, aile yemekleri). Mekânın yapısı onun üreteceği içeriğin formunu ve işleyişini kurgularken, o da, izleyicisini/ağını, içeriğini ve hesâbının tasarımını kurgulamaya muktedirdir. Aynı kişi, Twitter paylaşımlarının içeriğini politik bir çizgide tutmayı tercih ederek, daha çok toplumsal konulara karşı duyarlılığını öne çıkarıyor, oradaki ağ tarafından politize kimliğiyle anılmak, hesâbının açık kullanımıyla, öne çıkarmak istediği kimlikle görünürlük elde etmek istiyor olabilir; aynı şekilde bu şahıs Instagramda, çektiği manzara fotoğraflarıyla sanatçılık deneyimini sergilemeyi de tercih edebilir. Kısaca, mekânın yapısının, aktörün kimliği üzerinde rol oynarken, benimsenmek istenen ideal kimliğin de, yapıya/ağa etki ettiğini söylüyoruz.

Sonuç olarak açıklamaya giriştiğimiz teorik çerçeveyi, tekrardan diyalektik bir işleyişle yerlilik anlayışına oturtalım. Fiziksel dünyâdaki yerlilik anlayışından farklı olarak, dijital yerlilik aksine, yukarıda da belirttiğimiz üzere yerliliğini bir göçebenin daîmi hareketliliği içerisinde tanımlayabiliyor; zıtlıklar senteze çıkıyor. Herhangi bir konuda araştırma yaparken, ya da kendi hesaplarımız arasında dolanırken, siteler arasında gezerek durmadan mekân ve kimlik değiştiriyor, bu akışkan devinim dahilinde, her an yeni mekânlar, mecrâlar deneyimleyerek yapı/aktör etkileşiminde bitmemişliği yaşıyor, durmaksızın farklı hiper-kişisellikler sentezliyoruz.

Sabitliğin, hareketin varlığından, hareketin de sabitlikten bağımsız olamayacağını son bir kez hatırlatarak, ikinci yazıya aslında noktayı değil, virgülü koyuyoruz.

Sağlıcakla kalın!

 

Ali Mert Gürbüz