İnternetin Mezarlığına Hoş Geldiniz: Rip.so ve Dijital Hayaletlerimiz
İnternet, hızla akan ve hiçbir şeyin kalıcı olmadığı, bir nevi dijital öğütücü gibi çalışan bir mecra. Bir gün masaüstümüzde, tarayıcımızda sık kullanılanlarda en üst sırada olan bir platform veya uygulama, ertesi gün fişi çekilmiş, alan adı başkaları tarafından kapılmış veya ikonları sistem tepsisinden silinmiş bir halde tarihin tozlu sayfalarına karışabiliyor. Kimi kötü yönetimden, kimi başka şirketler tarafından yutulmaktan, kimi de basitçe alakasızlaşmaktan ölüyor. Bugün SosyalKafa’da size, işte tam da bu “kayıp” interneti anan, nostalji dolu bir projeden bahsedeceğiz.
Boing Boing platformunda kısa süre önce Rob Beschizza’nın köşesine taşıdığı harika bir proje var: Rip.so.

Rip.so: Eski Web’in Yasını Tutmak
Rip.so, yaratıcılarının deyimiyle tam anlamıyla “ölü internet eşyalarının bir mezarlığı”. Siteye girdiğinizde sizi 90’ların sonu ve 2000’lerin başındaki o meşhur eski web estetiği karşılıyor. Kayan yazı (marquee) etiketleri, “uh-oh” ses efekti ve sade arayüz… Sitenin alt kısmındaki eğlenceli bilgiye göre, platform 800×600 çözünürlükte ve Netscape Navigator tarayıcısında en iyi deneyimi sunuyor; üstelik Notepad ile elle kodlanmış. Yaratıcıları ölen bu efsaneler için şöyle diyor: “Onlar bizim kahramanlarımızdı. Onlar için yere bir kadeh 56k modem bağlantısı dökün.”
Peki bu mezarlıkta kimler yatmıyor ki? Bir zamanlar profilimize sevdiğimiz müzikleri ekleyip arka plan kodlarıyla oynadığımız MySpace, altı saniyelik videolarıyla bugünün TikTok’unun atası sayılan Vine, kişisel web sayfalarının miladı olan GeoCities ve Angelfire. Elbette hepimizin bir şekilde hayatından geçen Flash, dijital evcil hayvanlarımız Neopets, mesajlaşma devleri ICQ, AIM ve ofis hayatımızın sinir bozucu ama tatlı maskotu Clippy. Hatta ilk sosyal ağ denemelerinden Friendster bile burada onurlandırılıyor.
Bir Seri Katil Olarak Google: The Google Graveyard
Boing Boing’deki yazıda haklı olarak değinildiği gibi, teknoloji devleri arasında kendi ürünlerinin katili olma konusunda Google’ın eline kimse su dökemez. Çoğumuzun hala yasını tuttuğu Google Reader bunlardan sadece biri. İnternet dünyasında Google’ın bu huyu o kadar meşhurdur ki, bunu kayıt altına alan bağımsız projeler doğmuştur. Killed by Google gibi web siteleri, yıllardır Google’ın fişini çektiği, satın alıp yavaş yavaş ölüme terk ettiği ürünlerin listesini tutuyor. Hatta bu listeleme o kadar popüler ki, WebCatalog üzerinde özel bir uygulama versiyonu bile bulunuyor. Stadia, Google Plus, Inbox, Hangouts derken liste yüzlerce projeye ulaşıyor.
Sadece Platformlar mı Ölüyor? Hayalet Haber Siteleri
“İnternet mezarlığı” konsepti sadece MySpace ya da ICQ gibi devleri kapsamıyor. Dijital yayıncılığın acımasız dünyasında ömrünü tamamlayan birçok efsanevi site de artık “hayalet site” olarak yaşamaya devam ediyor. The Guardian’ın konu üzerine hazırladığı detaylı makalede belirttiği gibi; BuzzFeed News, Gawker, Splinter ve The Toast gibi yayınlar, kapandıkları güne hapsolmuş birer “dijital zaman kapsülü”ne dönüştüler. Yıllar önce yazılmış son başyazılar, kapandıkları günün manşetleri ile bu siteler adeta dijital birer anıt mezar gibiler.
Ayrıca, daha bağımsız ve niş sitelerin yok oluşunu kayıt altına alan Internet Graveyard gibi Neocities projeleri de internetin arka sokaklarında kaybolanları yaşatmak için çabalıyor. Milyonlarca sayfayı barındıran GeoCities, 2009’da Yahoo tarafından kapatıldığında muazzam bir alt kültür tarihi silinmişti. Bugün geriye kalanları Internet Archive (Wayback Machine) gibi oluşumların çabalarına borçluyuz.
Kaybolan Dijital Anılarımız
Rip.so’da ya da Killed By Google’da gezinirken aslında kaybettiğimiz şeyin sadece kodlar veya ticari platformlar olmadığını anlıyorsunuz. Sosyal medyanın emekleme dönemlerinde harcadığımız saatler, forumlarda kurduğumuz dostluklar, dijital ortamdaki o tuhaf masumiyetimiz… Hepsi o sunucularla birlikte kapandı.
Bugün her şey çok daha steril, algoritmaların kontrolünde ve devasa şirketlerin tekeline girmiş durumda. O eski, kaotik, çirkin ama bir o kadar da “bize ait” olan web artık yok. Bu yüzden Rip.so gibi mezarlıklar sadece nostalji sunmuyor; hızla tükettiğimiz dijital kültürümüzle yüzleşmemizi sağlayan birer ayna görevi görüyor.
Şimdi bir saniyeliğine durun, ICQ’nun o meşhur “uh-oh” bildirim sesini hatırlayın ve o dönemin anısına sanal bir mum yakın.



