Son on yılda uluslararası ilişkiler ve iletişim akademisyenleri, diplomatların küresel politika hedeflerine ulaşmak için dijital araçları kullanmasını tanımlamak adına pek çok farklı kavram geliştirdi: Diplomasi 2.0, Twiplomacy, Sanal Diplomasi ve en yaygın kullanımıyla Dijital Diplomasi (Digital Diplomacy). Ardından Big Tech şirketlerinin jeopolitik birer aktöre dönüşmesi ve devletlerin algoritma yönetişimi ile dijital egemenlik mücadeleleriyle birlikte Teknoloji Diplomasisi (Tech Diplomacy) kavramı hayatımıza girdi.

Ancak üretken yapay zekânın (Generative AI) hızlı yükselişi, diplomasi sahasında radikal bir kırılmaya işaret ediyor. Dijital diplomasi uzmanı Dr. Ilan Manor’ın Exploring Digital Diplomacy portalında yayımladığı analiz, bu yeni dönemi tanımlamak için önümüzdeki dönemin en çok tartışılacak kavramlarından birini öneriyor: Sentetik Diplomasi (Synthetic Diplomacy).
Dijital Diplomasi ile Sentetik Diplomasi Arasındaki Fark Nedir?
Geleneksel diplomasi, insan diplomatlar arasındaki yüz yüze etkileşime dayanıyordu. Dijital diplomasi döneminde insan diplomatlar, sosyal medya ve dijital platformları birer iletişim kanalı olarak kullandı. Sentetik Diplomasi çağında ise diplomatik pratikler; kısmen veya tamamen yapay zekâ tarafından üretilmiş aktörler, temsiller, etkileşimler ve ilişkiler üzerinden yürütülmeye başlanıyor.
Başka bir deyişle; artık sadece insan diplomatların dijital araçları kullanmasını değil, yapay zekânın doğrudan diplomasi üreten ve ileten sentetik bir özneye dönüşmesini tartışıyoruz.
Sentetik Diplomasinin Dört Temel Boyutu
Manor’ın modellemesine göre Sentetik Diplomasi dört ana sütun üzerinde şekilleniyor:
1. Sentetik Temsiller (Synthetic Representations)
Devletler, diplomatlar ve küresel kamuoyu, uluslararası olayları yorumlamak ve küresel anlatıları (narratives) yönlendirmek için giderek daha fazla yapay zekâ üretimi görsellere başvuruyor. Bazen popüler kültür ögeleriyle jeopolitik krizlerin harmanlandığı bu durum, Sentetik Metinlerarasılık (Synthetic Intertextuality) olarak adlandırılıyor.
Bunun en somut örnekleri arasında Gazze krizinde küresel çapta viral hale gelen “All Eyes on Rafah” görseli veya İran’ın ABD ve İsrail liderlerini Lego karakterleri şeklinde resmeden yapay zekâ videoları yer alıyor. Görseller insan yaratıcılığı ile algoritmik üretimin birleştiği “sentetik” birer propaganda ve kamu diplomasisi aracına dönüşüyor.
2. Sentetik İletişimciler (Synthetic Communicators)
Diplomasi sahası, devletler adına resmi açıklama yapan, kamuoyunu bilgilendiren yapay zekâ aktörleriyle tanışıyor. Konsolosluk sorularını yanıtlayan yapay zekâ botlarından, kriz anlarında otomatik mesaj yayımlayan avatar sözcülere kadar geniş bir yelpaze söz konusu.
Nitekim Ukrayna Dışişleri Bakanlığı (MFA Ukraine), kriz dönemlerinde hızlı ve ölçeklenebilir haber yayılımı sağlamak amacıyla “Victoria Shi” adını verdiği yapay zekâ tabanlı konsolosluk sözcüsünü tanıtmıştı. Benzer şekilde İsrail ve diğer pek çok devlet de dijital platformlarda yapay zekâ üretimi aktörleri savaş zamanı stratejik iletişim süreçlerine entegre ediyor.
3. Sentetik Etkileşimler ve “Sentetik Samimiyet” (Synthetic Intimacy)
Diplomatlar artık sadece kamuoyuna seslenmek için değil; konuşma metinleri hazırlamak, devasa veri kümelerini analiz etmek, kriz senaryolarını simüle etmek ve müzakere modelleri geliştirmek için de yapay zekâ sistemleriyle etkileşime giriyor.
Bu noktada çok kritik bir psikolojik ve politik kavram ortaya çıkıyor: Sentetik Samimiyet (Synthetic Intimacy). Diplomasi tarihsel olarak diplomatlar arasındaki kişisel güvene dayanır. Ancak diplomatlar karar alma süreçlerinde yapay zekâ asistanlarına bağımlı hale geldikçe, makineye karşı insani bir güven ve yakınlık geliştirebiliyorlar. Küresel diplomasi ve yönetişim alanında araştırmalar yürüten DiploFoundation gibi kurumların da vurguladığı gibi; bu durum diplomatları algoritmik önyargılara (algorithmic bias) karşı savunmasız bırakabilir ve hatalı dış politika kararlarına yol açabilir.
4. Sentetik İlişkiler ve Sentetik Kamuoyları
Geleneksel kamu diplomasisi, bir devletin yabancı toplumlarla uzun vadeli insani ilişkiler kurmasını hedefler. Sentetik diplomasi döneminde ise devletler, kendi politikalarına meşruiyet devşirmek amacıyla sentetik kamuoyları (synthetic publics) yaratma potansiyeline sahip.
Yapay zekâ destekli astroturfing (yapay çim hareketi / sahte taban hareketi) kampanyaları, bot ağları ve içerik jeneratörleri üzerinden kamuoyu algısı manipüle edilebilir. Daha da önemlisi, vatandaşlar bir dışişleri bakanlığının sosyal medya hesabıyla etkileşime girdiklerinde gerçek bir diplomatla mı yoksa gelişmiş bir yapay zekâ ajanıyla mı konuştuklarını ayırt edemez hale geliyor.
Riskler: Algoritmik Baskı, Dezenformasyon ve Bilgi Düzensizliği
Sentetik diploamasi sadece kamu diplomasisi imkânlarını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda dijital haklar ve dezenformasyon alanında yeni tehdit alanları açıyor. Ortadoğu’da dijital haklar ve ifade özgürlüğü üzerine çalışan 7amleh (Arap Sosyal Medya Geliştirme Merkezi) gibi sivil toplum kuruluşlarının raporları, algoritmik sansür ve yapay zekâ destekli manipülasyonun sivil toplumun sesini kısma riski taşıdığını gösteriyor.
Üretken yapay zekâ ile üretilen Deepfake içerikler, sahte kriz senaryoları ve sentetik diplomasi araçları, dezenformasyonun ölçeğini ve hızını eşi görülmemiş bir seviyeye taşıyor.
“Kiminle Konuşuyoruz?”
Geleneksel medyadan sosyal medyaya, şimdi de yapay zekâ ekosistemine geçerken diplomasinin ve iletişimin altyapısı kökten değişiyor. Eskiden dijital diplomaside temel soru şuydu: “Devletler dijital mecralarda ne söylüyor?”
Sentetik Diplomasi çağında ise temel soru şuna dönüşüyor: “Şu anda konuşan kim (veya ne), ve kime konuşuyor?”
İnsan diplomatlar ile sentetik aktörlerin iç içe geçtiği bu yeni kriz ve iletişim ekosisteminde; gerek akademisyenlerin gerekse yurttaşların algoritmik okuryazarlık geliştirmesi ve dijital alanda güvenin nasıl yeniden inşa edileceğini sorgulaması her zamankinden daha hayati bir önem taşıyor.



