Meta CEO’su Mark Zuckerberg, yapay zekânın geleceğine dair vizyonunu ortaya koyduğu ve süper zekânın (superintelligence) sadece birkaç teknoloji devinin elinde toplanmak yerine tüm insanlığın hizmetine sunulacağını savunduğu yeni manifestosu “The Future is for Everyone” (Gelecek Herkes İçindir) başlıklı metnini kamuoyuyla paylaştı. Zuckerberg, bireysel süper zekâ asistanlarının sağlık, eğitim, girişimcilik ve yaratıcılık alanlarında insan kapasitesini katlayacağını ve açık kaynak felsefesinin gücü demokratikleştireceğini öne sürüyor.

Ancak Silikon Vadisi’nin bu parlak ve ütopik teknolojik vaatleri, dünyanın geri kalanında (özellikle Küresel Güney coğrafyasında) aynı heyecanla karşılanmıyor. Küresel teknoloji haberciliğinin öncü platformlarından Rest of World tarafından yayımlanan kapsamlı analizde, farklı kıtalardan yapay zekâ araştırmacıları ve politika uzmanları Zuckerberg’in manifestosunu masaya yatırarak sert eleştiriler yöneltti. Uzmanların ortak sorusu oldukça net: Zuckerberg “herkes” derken gerçekten kimi kastediyor?
Zuckerberg’in Manifestosu: Bireysel Güçlenme ve Açık Kaynak Vaadi
Zuckerberg’in yazısındaki ana argüman, yapay zekâ gelişiminin merkezî otoritelerin veya kapalı ekosistemlerin tekelinde kalmaması gerektiği üzerine kurulu. Meta’nın daha önce Llama modelleri üzerinden yürüttüğü açık kaynak yapay zekâ stratejisini bir adım öteye taşıyan manifesto, şu temel önermeleri savunuyor:
- Bireysel Güçlenme: Her bireyin hedeflerini anlayan, kendi çıkarlarını koruyan ve yaşam kalitesini artıran kişisel bir süper zekâ ajanıyla donatılması.
- Güç Dengesi: Gücün tek bir kurumda toplanmasını engellemek için teknolojinin tabana yayılması ve açık modellere erişim sağlanması.
- Kalkınma ve Yaratıcılık: Yapay zekânın küresel ekonomiyi canlandıracağı ve yeni iş sahaları yaratacağı inancı.
Ancak teoride kulağa eşitlikçi gelen bu vizyon, yerel gerçeklikler ve küresel eşitsizlikler hesaba katıldığında derin çatlaklar barındırıyor.
Küresel Güney Perspektifinden 5 Temel Eleştiri
1. Altyapı ve Enerji Gerçekliği: Veri Merkezleri Kimi Besliyor?
Zuckerberg’in bahsettiği süper zekâ modelleri, devasa hesaplama gücü (compute power), kesintisiz elektrik ve milyonlarca litre soğutma suyu gerektiren devasa veri merkezlerine dayanıyor. Afrika ve Latin Amerika’daki uzmanlar, yerel enerji şebekelerinin zaten kırılgan olduğuna dikkat çekiyor. Örneğin, Kenya’da Microsoft ve G42 ortaklığında planlanan jeotermal enerjili veri merkezi projelerinin şebeke kısıtlamaları nedeniyle duraklaması, yapay zekâ yatırımlarının yerel halkın temel elektrik ihtiyacıyla nasıl çatışabileceğini gösteriyor. Yerel altyapının üzerine binen bu yük, küresel teknoloji devlerinin kârı uğruna yerel kaynakların tüketilmesi riskini doğuruyor.
2. Ekonomik Fayda Masalı ve İstihdamın Sınırları
Büyük veri merkezlerinin inşa aşamasında geçici iş imkânları yarattığı doğru; ancak tesisler operasyonel hale geldiğinde çok az sayıda kalıcı personel gerektiriyor. Dolayısıyla Silikon Vadisi’nin Küresel Güney’e yönelik “ekonomik sıçrama” vaatleri, yerel düzeyde sürdürülebilir bir teknoloji istihdamına dönüşmekte yetersiz kalıyor.
3. Temsiliyet ve Dil Uçurumu (Low-Resource Languages)
Yapay zekâ modelleri ağırlıklı olarak İngilizce ve Batı merkezli internet verileriyle eğitiliyor. Dünyada milyarlarca insanın konuştuğu yerel ve az kaynaklı diller (low-resource languages), bu modellerde ya çok zayıf temsil ediliyor ya da tamamen yok sayılıyor. Veri setlerinin rıza odaklı toplanmaması ve yerel araştırmacıların bu modelleri kendi kültürlerine göre inceleyip yeniden eğitecek donanıma erişememesi, “AI for everyone” iddiasını içi boş bir slogana dönüştürüyor.
4. “Açık Kaynak” Retoriği ve Lisans Sınırları
Meta’nın sunduğu modeller teknoloji dünyasında geniş kabul görse de, Açık Kaynak Girişimi (OSI) gibi bağımsız kurumlar bu modellerin ticari kısıtlamalar ve eğitim verisi şeffaflığının eksikliği nedeniyle tam anlamıyla “açık kaynak” sayılamayacağını, yalnızca “açık ağırlıklı” (open-weights) olduğunu vurguluyor. Veri setlerinin gizli tutulduğu ve devasa sermaye sahiplerinin denetiminde olan bir mimaride, gerçek bir açıklıktan söz etmek güçleşiyor.
5. Bireycilik vs. Toplumsal Kurumlar
Tech Policy Press üzerinde yayımlanan değerlendirmelerde vurgulandığı üzere; Zuckerberg toplumu birbirinden bağımsız milyarlarca birey olarak kurguluyor. Oysa iklim krizi, kamu sağlığı, dezenformasyon ve gelir adaletsizliği gibi küresel sorunlar kişiselleştirilmiş chatbot’larla değil; kolektif akıl, güçlü kamu kurumları ve demokratik denetim mekanizmalarıyla çözülebilir.
“Yapay zekânın gerçek anlamda herkes için olması, yalnızca bir uygulamanın indirme butonuna basabilmek anlamına gelmez; altyapı egemenliği, yerel veri hakları ve hesap verebilir yönetişim süreçlerini de kapsamak zorundadır.”
Yeni Bir Dijital Sömürgecilik mi?
Teknoloji devlerinin “herkesi birbirine bağlama” söylemiyle başlattığı platform kapitalizmi döneminden aldığımız dersler, yapay zekâ çağında daha temkinli olmamız gerektiğini hatırlatıyor. Eğer yapay zekânın altyapı maliyeti ve çevresel zararları Küresel Güney’e ihraç edilirken, üretilen değer ve fikri mülkiyet Silikon Vadisi’nde birikiyorsa, burada bir demokratikleşmeden ziyade dijital sömürgeciliğin yeni bir evresinden bahsetmek gerekir.
Yapay zekânın geleceğinin gerçekten “herkese” ait olabilmesi için Silikon Vadisi’nin tek taraflı manifestolarına değil; şeffaf veri politikalarına, yerel ekosistemleri destekleyen yatırımlara ve çok uluslu demokratik regülasyonlara ihtiyaç var.



