Bir “Başka Sinema” Deneyimi: Tereddüt

Başka Sinema, 2013’ün Kasım ayı başında ortaya çıkmış; izleyiciyi birçok sinema salonunun aksine ticari kaygıdan uzak bir sinema keyfine bazı sinemalar aracılığıyla davet eden bir oluşumdur. Oluşum bünyesine geçen üç yıl içerisinde, başlangıçtakinden farklı olarak İstanbul ve Ankara dışında Bursa, İzmir ve Eskişehir’i ekledi. Festivallerin ardından, yeni filmleri ulaşılabilir kılmak adına yaklaşık bir aylık sürelerle birden fazla sinema salonunda seansları düzenli kılarak izleyiciye ulaştırdı. Son iki ayın en güzel filmlerinden biri ise Başka Sinemanın sinema salonlarına taşıdığı, insanın içinde bir yerlere dokunan: Tereddüttü.

 

Tereddüt, Yeşim Ustaoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı Türkiye, Almanya, Polonya & Fransa ortak yapımı bir film. Baş rollerini Funda Eryiğit ile Ecem Uzun’un paylaştığı bu film Türkiye’de kadın olmanın portresi sunuyor bizlere. Bu portre ne yazık ki özgür, huzurlu, mutlu kadınlardan oluşmuyor. Filmde Şehnaz (Funda Eryiğit) ile Elmas’ın (Ecem Uzun) yolları fırtınalı bir sabah, İstanbul’a yakın bir sahil kasabasında kesişiyor. İkisini kesiştiren o yol ne yazık ki kocalarının baskıcı tavırlarından kaynaklanıyor. Şehnaz, otuz yaşlarının başında uzmanlığını tamamladıktan sonra kendini ilk görev yeri olan bir sahil kasabasında bulan güçlü ve başarılı bir psikiyatr. Ona huzursuzluğu tattıran ve hayatına karşı ‘tereddüt’ duygusuyla çevreleyen ise kocası ve onun narsist tavırları. Diğer taraftan ise ne güçlü olması için ne de başarılı olması için fırsatı olmayan bir genç kız var. Çocukluğunu yaşaması gerekirken, kendinden yaşça büyük biriyle evlendirilen ve ardından omuzlarında haddinden fazla yük bulan Elmas, o genç kız.

 

Filmin ilk sahnesinden itibaren gördüğümüz deniz manzarası, dalgalar ve sonbahar havası izleyiciyi kasvetin içerisine sürüklüyor. Bununla beraber günlük insan koşuşturmacasına odaklanan film aslında kanıksadığımız ancak sanıldığı kadar basit olmayan o derin anlamları da beraberinde getiriyor. Bir genç kızın evde yaptığı temizliğin, sergilediği davranış biçimlerinin ve kendi duvarlarından kaçmak için sığındıklarının resmini görüyoruz anbean. Ona yüklenen sorumluluklar ne yazık ki sadece yerleri süpürmekle, yatağın çarşafını düzeltmekle kalmıyor; bunlara ek olarak bir insanın sağlığından da sorumlu olmanın o tatsız ağırlığı ekleniyor gencecik yaşına.

Bu davranışlar izleyici olarak bizim rahatsız olmamız, kanıksamaktan öte farkında olmamız için önümüze sürülen görüntüler. Rahatsız olmalıyız ki on altı yaşında evlendirilen ve iki sene boyunca köle gibi hayatın içinde sindirilmiş olan Elmas gibi; ülkemizde ve dünyada yer alan kadınları görelim, duyalım, yardım edelim ve en önemlisi engelleyebilelim. Belki bu filmi izleyen pek çok insan bu filme erişebilecek şehirlerde yaşayan ve sinemanın eğlenceden öte öğretici ve dönüştürücü gücünü hayatlarına katabilmiş insanlar ancak öte yandan bundan haberdar olmayan1 insanlar da sinemanın beyaz perdeye yansıttığı gerçeğe yakın hikayeler olduğunu fark etmeliler. Bu hikayelerin uzağımızda yaşanmadığını öğrenmek için iyi bir seçenek, Tereddüt.

 

Filmin diğer tarafında yer alan Şehnaz’ın hikayesi ise benim tabirimle ana hikâyeye eklenmiş bir yan hikâye. Bu şekilde niteleyişimin sebebi ise Elmas’ın hikayesi kadar güçlü tezlerle ve oyunculuklarla aktarılmamış olması. Şehnaz’ın yaşadığı hayat ve onun seyri biraz daha modern insanın tatminsizlikleri ve tatminsizliklerine rağmen hayatlarında ve kendilerinde olması gereken değişimi kabul etmemelerinde, korkmalarında şekilleniyor. Güçlü oluşuna, başarılı oluşuna ve maddi, manevi her türlü imkânı; ona gitmesi ve değişmesi için elverişli bir ortam sunarken ısrarla mutsuzluğa sürüklenişin hikayesi Şehnaz’ınki. Bu noktada seyirciye mutsuzluğu benzer ancak yaşları gibi acıları da bambaşka bu iki kadını anlamaya çalışmak düşüyor. Sanıyorum, anlamlandırma çabası denemekten geçiyor ve insanların birçoğunda körelen bu yön bizi anlamlandırmaktan uzaklaştırıyor. Komşumuzun halini hatırını sormazken dönüp filmde karşımıza çıkan kadınlar ya komşumuz olsaydı diye düşününce afallıyoruz. Değişmekten, dönüşmekten, acıları paylaşmaktan korkuyoruz.

 

Tereddüt filmini izledikten sonra aklımda yazılması gereken çok cümle, sorulması gereken çok soru belirdi. Bunları bir izleyici olarak benim gibi -naçizane- irdelemek isteyen ve kadın bir yönetmenin emeğinden ortaya çıkmış toplumdaki acı çeken kadın izlenimlerine eğilen bir filme iki saat ayırmak isteyen tüm sinemaseverlere tavsiye ederim. İyi seyirler…

Burcu Demirer

Yorum Yap

Bir Cevap Yazın