KALIPLARIN DIŞINDA : QUEER KİMLİKLERİN GÖRÜNÜRLÜK MÜCADELESİ
Toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim, hala pek çok toplumda tartışmalı ve görünürlüğü sınırlı alanlar olarak ele alınıyor. Cinsellik ve toplumsal cinsiyet kavramlarının queer kuram çerçevesinde nasıl geliştiğini incelemek ve söz konusu kavramların arkasındaki toplumsal inşacılık ve normları sorgulamak ise hala birçok toplumun kaçındığı alanlardır.
Medya ve popüler kültür, bireylerin kimliklerini ifade edebileceği en etkili araçlardan biri olmasına rağmen bireyler çoğu zaman önyargı ve normatif baskılar tarafından şekillendiriliyor. Queer kimlikler, bir yandan bu alanda görünürlük kazanmak için mücadele ederken, bir yandan ise toplumsal normlar ve politik sınırlamalarla da karşılaşıyor.

(Efemine ve Mia, 2017. Fotoğraf: Cansu Yıldıran.) argonotlar.com
Drag performansları, queer diziler ve dijital içerikler sadece eğlence ve popüler kültür ürünü değil, aynı zamanda cinsiyetin performatif yapısını açığa çıkaran var olma, direniş ve kimlik alanıdır. Drag performansları ve queer görünüm, sadece ‘kadın gibi giyinen erkek’ ya da ‘erkek gibi giyinen kadın’ tanımlarının çok ötesinde toplumsal cinsiyet normlarını sorgulayan bir sanat biçimidir. Drag cinsiyetin orijinal bir doğaya dayanmadığını, toplumsal bir performans olarak kurulduğunu gösterir, toplumsal cinsiyetin doğal değil metaforik bir tekrar olduğunu gözler önüne serer.
Türkiye’de queer temsiliyetin zorluklarını daha yakından ve somut izleyebilmek için, sahne performansları ve dijital medyadaki görünürlük örneklerine bakmak gerekiyor. Medyada queer temsiliyetin zorluklarını ve bu temsiliyet üzerinden yaşanan sosyal ve politik olayları görmezden gelmek mümkün değil. Bu noktada Huysuz Virjin ve Netflix’teki LGBTQ+ içerikler bize önemli ipuçları sunuyor.Örneğin; Türkiye’de queer görünüm ve drag sanatı açısından önde gelen isimlerden ‘Seyfi DURSUNOĞLU’ sahne ismi ile Huysuz Virjin sahne kimliği aracılığıyla yaşadığı toplumsal ve politik zorlukları en yakından gözlemleyebileceğimiz bir drag sanatçısıdır.

(bursadabugun.com. Huysuz Virjin’in bilinmeyenleri)
1970’lerde ‘Huysuz Virjin’ sahne karakteriyle küçük kulüplerde sahneye çıkmaya başlayan Seyfi Dursunoğlu, özellikle İzmir Fuarı gibi büyük etkinliklerde de sahne aldı, kulüp ve gazino ortamlarında performanslar sergiledi. Trt döneminde tek kanal dönemi koşullarında sahne kimliğiyle yer aldı, TV programlarında ‘Huysuz Show’ ‘Huysuz ve Tatlı Kadın’ gibi programları yayınlandı. Bu dönemlerde ‘kadın kılığına giren erkek’ karakterinin kamusal ekranlarda görünür olmasına bir örnek teşkil etti. Ama bu görünürlük bazı muhafazakar çevreler tarafından eleştirildi ve ‘ahlaka aykırılık’ tartışmaları yürütüldü.
-2007 yılında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından, ‘Huysuz Virjin’in kadın kılığına girmiş erkek kimliğiyle yer almasının uygun bulunmadığına dair ifadeler ortaya çıktı ve sözlü yasaklar getirildi. Böylece ‘Huysuz Virjin’ karakteri televizyon ekranlarında görünürlüğünü yitirmeye başladı. Huysuz Virjin televizyon serüveni Türkiye’de queer görünürlüğün ne kadar sınırlı olduğunun apaçık bir göstergesidir.
Görünürlük sadece sahnede değil, dijital platformlarda da sınırlamalara uğruyor ve mücadele anlamına geliyor. Türkiye’de Netflix ve diğer dijital platformlarda queer kimliklerin dizilerden çıkarılması dijitalde queer görünürlüğün ne kadar kısıtlı olduğunu göstermiş oluyor. Örneğin; Aşk 101 adlı Türk Netflix dizisinde baş karakterlerden biri olan ‘Osman’ karakterinin eşcinsel olarak yazıldığı fakat son anda senaryodan çıkarıldığı iddia ediliyor. Yine aynı sebeplerden çekim izni verilmeyen bir çok dizide bulunmaktadır.
“Ben kimseyi kötü etkilemiyorum, kimseye kötülük yapmıyorum. Ben sanat yapıyorum. Mizah yapıyorum.” -Huysuz Virjin
— (Röportaj, 2008, Hürriyet)
Huysuz Virjin’in bu röportajdan alıntısı, sadece bir sanatçının değil, bir kimliğin toplumun kalıpları karşısındaki direnişinin bir ifadesidir.
“Toplumsal cinsiyet, bir kimlik değil, tekrarlanan eylemler aracılığıyla kurulan bir etkidir.”
— Judith Butler, Cinsiyet Belası (Gender Trouble)
Bu tekrarlar bazen bir direniş biçimine dönüşür. Görünürlük yalnızca bir hak değil; bir varoluş biçimidir.

