TETİKLEYİCİ İÇERİK: Şiddet, tecavüz, kadın karakter ölümleri ve grafik sahneler içerir.
Bir filmde, kitapta ya da çizgi romanda bir kadının buzdolabının dışında var olabilmesi neden bu kadar zor?
Women in Refrigerators, yani buzdolabındaki kadın kavramı, kadın karakterlerin hikayede sadece erkek ana karaktere hikaye başlatmak ya da hikayesini geliştirmek için travmatik olaylar yaşaması olgusunu açıklıyor. Çizgi roman yazarı Gail Simone tarafından 1999 yılında ortaya atılan ve çizgi romanlar üzerinden gelişen bu terim, yine aynı yılda yayınlanmış olan Green Lantern‘ın 54. cildinde yaşanan bir sahneden ortaya çıkıyor.
Romanın bir sahnesinde Green Lantern karakteri Kyle Rayner, eve geldiğinde sevgilisi Alexandra DeWitt’i Major Force tarafından öldürülmüş ve buzdolabına konulmuş bir halde buluyor. Bu olay sonrasında ise Kyle Rayner işini daha ciddiye almaya başlıyor.

Gail Simone, bu terime özellikle çizgi romanlar üzerinden vurgu yapıyor. Kadın karakterlerin çoğunun, ne kadar rolü olursa olsun, erkek karakterlerin karakter gelişimi yaşaması için kurban edilmesine dikkat çekmek amacıyla bu kavramı ortaya atıyor. Hatta bu kavram sonrasında Ron Marz, yani bahsi geçen çizgi romanın yazarı bir açıklama yapıyor. Açıklamasında şu cümleleri geçiriyor: “Alexandra DeWitt’i Major Force tarafından öldürülmesi için yarattım. Karakterine çok fazla önem verdim çünkü okuyucunun onu sevmesini ve ölümüne üzülmesini istiyordum. Okuyucuların cinayeti okurken dehşete düşmelerini ve Kyle’ın kaybına empati kurmalarını istedim. Ölümünün acımasız olması ve Kyle’ın Green Lantern olmanın eğlence haricinde aynı zamanda bir görev olduğunu fark etmesi içindi. Ayrıca Kyle’ın eski hayatıyla bağlantı kurması ve New York’a taşınması için de gerekliydi. Ayrıca onun ölümünün hafızaya kazınması ve Major Force’un ne kadar kötü ve iğrenç olduğunun yansıtılmasını istedim.” Ek olarak, Marz sonrasında eleştirileri kabul etti ve “fridging” kavramını kabul eden bir özür yazısı yayınladı.
Buzdolabındaki kadın kavramına karşılık olarak tepkiler de geliyor tabii. Sadece kadın karakterlerin değil, yan rola olan tüm karakterlerin öldüğünü söyleyen fanlara karşılık olarak John Seavey “Dead Men Defrosting” adında bir makale yayınlıyor. Bu makalede ise ölen erkek karakterlerin kadın karakterlere göre geri dönme ihtimalinin daha çok olduğunu söylüyor. Kadın kahramanlar öldükleriyle kalırken erkek kahramanlar eski güçleriyle tekrar karşımıza çıkabiliyorlar. Seavey, bu yazısında Flash ile Supergirl karakterlerinden örnek veriyor. Flash da Supergirl de 1985’te öldürülüyorlar. Ancak Flash 2008’de hikayeye geri dönerken Supergirl dönmüyor, hatta 2004’e kadar hikayesi unutuluyor ve hikayeden tamamen çıkarılıyor.
Çizgi roman alanında kadın yazar eksikliği ve erkek okuyucu çokluğu, bu kavramı özellikle bu alanda daha görünür kılıyor. Aşırı cinselleştirilen kadın karakterler, erkeklere hikaye ve karakter gelişimi yaratmak için vahşice tecavüze uğrayan, şiddet gören ve öldürülen kadın karakterler görünürde çok fazla, öyle ki Gail Simone sadece kavramı ortaya sunduğu 1999 yılında bile Alexandra DeWitt’in yanında, 1992-1996 arasında çıkmış çizgi romanlardan 115 tane daha kadın karakter daha sayıyor. Kadın görünürlüğünün medyada zaten sağlam olmaması ve özellikle çizgi roman sektöründe kadın başrollerin azlığının yanında bir de hikayeleri böyle hiç ediliyor. Günümüzde bile süper kahraman filmlerinde ve dizilerinde ya da başka multimedyalarda aynı klişe ile karşılaşabiliyoruz. Marvel evreninde, örneğin The Amazing Spider Man 2’de Gwen Stacy’nin ölümünde görebiliyoruz. Onun yanında Christopher Nolan, bu terimi filmlerinde çokça kullandığı için sıklıkla eleştiriliyor. Özellikle The Dark Knight Rises’ta Talia al Ghul gibi örnekler üzerinden eleştirildi.
Dediğim gibi, bu kavram hakkında çok fazla örnek sunabilirim. Bunun yanında buzdolabındaki kadının yarattığı görünürlük sayesinde konusu değişen yapımlar da oldu. Örneğin, Deadpool 2’de Deadpool’un sevgilisi Vanessa, yine karakter gelişimi uğruna öldürülecekken gelen tepkiler ışığında senaryo değişikliğine gidildi. Bu ve bunun gibi örnekler de mevcut olsa da maalesef günümüzde, Simone’un yarattığı bu terimden 26-27 yıl sonra bile hala sinemada da çizgi romanlarda da karşımıza çıkan bir klişe bu. Simone, kavramın ortaya çıkışından 20 yıl sonra, 2019’da verdiği bir röportajda “Hala geçerli, hatta daha da kötüleşti.” dedi. Güncel olarak The Boys ve Invincible’da örnek verilebilecek sahneler var. #MeToo hareketi sonrasında ise Ms. Marvel gibi kadın merkezli hikayelerde bir artış gözlemlenebiliyor.
Peki siz ne düşünüyorsunuz? Gail Simone’un “Women in Refrigerators” websitesine gitmek için buraya tıklayabilirsiniz.



