SosyalKafa

Seyahatlerimizde “Greenwashing” (Yeşil Aklama) Tuzağına Düşmemek İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Sürdürülebilirlik kavramı hayatımızın her alanına nüfuz ettikçe, şirketlerin dijital platformlardaki pazarlama stratejileri de “doğa dostu” bir kimliğe bürünüyor. Ancak bu çabaların ne kadarı gerçek bir çevresel sorumluluk, ne kadarı sadece algoritmalara ve tüketicinin vicdanına oynayan bir manipülasyon? Özellikle seyahat ve turizm sektöründe, çevre dostu görünmek adına yapılan aldatıcı pazarlama taktiklerine, yani Greenwashing (Yeşil Aklama) vakalarına giderek daha sık rastlıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Wired dergisinde yayımlanan detaylı bir rehber, tatil planları yaparken yeşil aklama vakalarını nasıl tespit edebileceğimiz üzerine ufuk açıcı veriler sunuyor. SosyalKafa olarak biz de, dijital kapitalizmin çevre söylemlerini nasıl araçsallaştırdığını, turizm sektöründeki bu illüzyonların dijital arayüzlerle nasıl meşrulaştırıldığını güncel platform örnekleriyle derinlemesine ele almak istedik.

Platform Kapitalizmi ve Kendi Kendini “Yeşil” İlan Edenler: Booking.com Örneği

Dijital platformların en büyük gücü, kendi kapalı ekosistemlerini ve kurallarını yaratabilmeleridir. Bunun en çarpıcı örneğini yakın zamanda dijital seyahat devi Booking.com’da gördük. Platform, 2021 yılında başlattığı “Travel Sustainable” (Sürdürülebilir Seyahat) programı kapsamında, bünyesindeki otellere yeşil yaprak logoları ve sürdürülebilirlik puanları dağıtıyordu. Ancak Hollanda Tüketici ve Piyasa Otoritesi (ACM), bu uygulamanın tüketicileri yanılttığına karar vererek sürece müdahale etti.

Neden mi? Çünkü platform, kendi belirlediği ve tam şeffaf olmayan kriterlerle otelleri derecelendiriyor, sadece platforma üye olanlara bu rozeti vererek “seyahat etmenin kendisinin sürdürülebilir olduğu” gibi yanlış ve tehlikeli bir algı yaratıyordu. Üstelik otellerin övündüğü “tek kullanımlık plastikleri kaldırdık” gibi maddeler, Avrupa Birliği yasaları gereği halihazırda zorunlu tutulan eylemlerdi. Yani markalar, yasalara uymayı “ekstra bir sürdürülebilirlik lütfu” gibi pazarlıyordu. Artan regülasyon baskıları sonucunda Booking.com, kendi uydurduğu Travel Sustainable rozetlerini sistemden tamamen kaldırmak ve yalnızca bağımsız, üçüncü taraf uluslararası sertifikasyonları dikkate almak zorunda kaldı.

Havayolu Şirketleri ve Dijital Reklamlardaki İllüzyon

Sadece konaklama sektörü değil, küresel karbon salınımının baş aktörlerinden havayolu şirketleri de benzer algı yönetimi kampanyaları yürütüyor. Sosyal medyada sıkça “sürdürülebilir uçun” sloganlarıyla karşılaşıyoruz. Ancak Birleşik Krallık’taki Reklam Standartları Kurumu (ASA), Lufthansa, Air France ve Etihad gibi devlerin reklam kampanyalarını “yeşil aklama” yaptıkları gerekçesiyle yakın zamanda yasakladı.

Bu karar oldukça önemli; zira havacılık endüstrisinin mevcut teknolojilerle “sıfır emisyonlu” veya tamamen “doğa dostu” ticari uçuşlar gerçekleştirmesi şu an için teknik olarak mümkün değil. Tüketicilerin çevre duyarlılığını sömürerek, kanıtlanamayan iddialarla bilet satmaya çalışmak, dijital pazarlamanın denetimsiz kaldığında nasıl dezenformasyon aracına dönüştüğünün en net göstergesidir.

“Havlu” Efsanesinden Bugünlere: Yeşil Aklamayı Nasıl Tanırız?

Yeşil aklama kavramının kökeni aslında tam da turizm sektörüne, otellerin “havlu” politikasına dayanıyor. 1986’da çevre aktivisti Jay Westerveld, otellerin müşterilerinden “çevreyi korumak için” havlularını yeniden kullanmalarını istemesini eleştirerek bu terimi literatüre kazandırmıştı. Westerveld’in işaret ettiği nokta basitti: Oteller havluları yıkamayarak devasa bir maliyet tasarrufu sağlarken, arka planda ekosistemi tahrip eden dev tesis inşaatlarına ve israfa fütursuzca devam ediyorlardı.

Peki, bilinçli bir tüketici olarak dijital platformlardaki bu illüzyonların ötesini nasıl görebiliriz? İşte Wired’ın rehberi ve güncel regülasyonların bize sunduğu bazı kriterler:

  • Bağımsız Sertifikasyonlar Arayın: Bir otelin kendi web sitesine koyduğu “Doğa Dostu” ikonuna ya da dijital platformların kendi uydurduğu algoritma bazlı rozetlere güvenmeyin. B Corp, LEED, EarthCheck veya Global Sustainable Tourism Council (GSTC) gibi şeffaf kriterleri olan uluslararası bağımsız kurumların sertifikalarını kontrol edin.
  • Muğlak İfadelerden Kaçının: “Eco-friendly”, “doğal”, “yeşil” veya “gezegene duyarlı” gibi altı doldurulmayan, somut veriye dayanmayan (Karbon emisyonunu yüzde kaç azalttı? Enerjisinin ne kadarını yenilenebilir kaynaklardan sağlıyor?) jenerik pazarlama kelimelerine şüpheyle yaklaşın.
  • Karbon Dengeleme (Carbon Offsetting) Aldatmacasına Dikkat Edin: Şirketlerin “sizin uçuşunuz için x kurumuna bağış yapıp ağaç dikiyoruz” diyerek karbon nötr olduklarını iddia etmeleri, artık AB mevzuatında yeterli bir çevresel kanıt olarak kabul edilmiyor. Asıl mesele telafi etmek değil, salınımın kaynağını (operasyonel süreçleri) daha temiz hale getirmektir.
  • Yasal Zorunlulukları Sürdürülebilirlik Gibi Satanları Fark Edin: Yukarıdaki Booking.com örneğinde olduğu gibi, bir yasal zorunluluğu (örneğin tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasını) büyük bir çevresel reform yapmış gibi sunan markaların samimiyetini sorgulayın.

Algoritmik Vicdan Rahatlatma

Çevreci bir tatil planlamak, sadece platform arayüzlerinin bize sunduğu yeşil yaprak ikonlarına tıklayarak vicdanımızı rahatlatabileceğimiz basit bir süreç (nudge) değildir. Dijital turizm ekosistemindeki gerçek sürdürülebilirlik; PR kampanyaları değil şeffaflık, doğrulanabilir veri ve yapısal operasyonel değişim gerektirir. Biz kullanıcılara düşen ise, platformların sunduğu filtrelenmiş gerçekliğe karşı eleştirel düşüncemizi korumak ve bağımsız verinin izini sürmektir.

Erkan Saka

Academic; Blogger; Metalhead; BJK Fan; @SosyalKafa Coordinator