SosyalKafa

Yeni Bir Araştırma “Garaj Girişimi” Mitini Sorgulatıyor: En büyük şirketler “küçük başlayıp” büyümüyor; zirvenin işaretleri ilk yıllarda ortaya çıkıyor

Girişimcilik dünyasında yaygın kabul gören başarı anlatılarından biri, küçük bir girişimin zamanla küresel bir şirkete dönüşebileceği fikri. Avrupa’da milyonlarca şirketin yaşam döngüsünü inceleyen yeni bir araştırma ise, ekonominin en büyük şirketlerinin daha kuruluş yıllarında diğerlerinden belirgin biçimde ayrıştığını gösteriyor. Bulgulara göre geleceğin devleri daha ilk yıllarında yüksek sermaye yatırımı yapıyor, uzun süre düşük ya da negatif kârla çalışıyor ve büyümelerini yoğun dış finansmanla finanse ediyor. Bu açıdan devlerin serüveni daha baştan itibaren her girişimcinin erişemeyeceği ölçekte finansal erişim ve destekle karakterize. 

Ekonominin en büyük şirketleri yalnızca daha fazla üretim yapan işletmeler değil; aynı zamanda ekonomik faaliyet üzerinde de giderek daha belirleyici bir rol oynayan yapılar. Araştırmacıların dikkat çektiği verilere göre, İspanya’da en büyük yüzde 1’lik şirket grubu 2004 yılında toplam üretimin yüzde 45’ini gerçekleştirirken, bu oran 2019’da yüzde 55’e yükseldi. Buna karşın, bu şirketlerin zirveye nasıl ulaştığına ilişkin ampirik bilgi bugüne kadar oldukça sınırlıydı.

Makroekonomist Rafael Guntin (University of Rochester) ile Federico Kochen’in (Banco de España ve CEMFI) hazırladığı The Origins of Top Firms başlıklı araştırma temelde  bu soruya odaklanıyor. İspanya Merkez Bankası’nın (Banco de España)  araştırma serisinde yayımlanan çalışma, Avrupa’daki milyonlarca şirketi kapsayan Orbis Historical veri tabanını kullanarak ekonomide büyüklük bakımından ilk yüzde 1’e giren şirketlerin ilk yirmi yıllık yaşam döngüsünü geriye dönük olarak inceledi. Araştırmacılar önce 20 yaşına geldiğinde ekonominin en büyük yüzde 1’ine ulaşan şirketleri belirledi, ardından bu şirketlerin kuruluş yıllarına dönerek diğer şirketlerden hangi noktalarda ayrıştıklarını analiz ettiler.

Geleceğin devleri daha ilk günden farklı

Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, bugün ekonominin zirvesinde yer alan şirketlerin yalnızca zaman içinde daha hızlı büyümediği. Araştırmacılara göre bu şirketler daha kuruluş aşamasında bile diğer şirketlerden belirgin biçimde ayrışıyor.

Bulgular, ilk yüzde 1’e ulaşan şirketlerin faaliyetlerinin başlangıcında diğer şirketlerden yaklaşık 8 kat daha büyük olduğunu gösteriyor. Üstelik bu şirketler ilk yirmi yıllarında geri kalan şirketlerden yaklaşık 6 kat daha hızlı büyüyor. Başka bir ifadeyle araştırma, geleceğin dev şirketlerinin yalnızca sonradan büyüyen girişimler olmadığını; yüksek büyüme potansiyeline ilişkin işaretleri daha en baştan taşıdığını ortaya koyuyor.

📦 “Garaj girişimi” anlatısı nedir?

“Garaj girişimi” (garage startup) ifadesi, büyük şirketlerin mütevazı koşullarda, sınırlı sermayeyle ve yalnızca iyi bir fikir sayesinde doğduğu yönündeki girişimcilik anlatısını ifade ediyor. Bu anlatı özellikle Silikon Vadisi kültürüyle özdeşleşmiş durumda.

Bunun en bilinen örnekleri arasında Apple’ın Steve Jobs ve Steve Wozniak tarafından bir ev garajında geliştirildiği anlatısı ile Hewlett-Packard’ın (HP) ilk faaliyetlerini Palo Alto’daki bir garajda yürütmesi yer alıyor. Zamanla “garaj”, düşük başlangıç maliyetleriyle kurulan girişimlerin küresel şirketlere dönüşebileceğini simgeleyen güçlü bir metafora dönüştü.

Tek tek vakalara; şirket hikayelerine bakıldığında bu anlatıyı besleyecek örnekler elbette mevcut. Ancak “büyük resim” bu anlatıdan farklı olabilir. Bu araştırma belirli şirketlerin kuruluş hikâyeleri yerine Avrupa’daki milyonlarca şirketin yaşam döngüsünü analiz ederek ekonominin en büyük yüzde 1’lik dilimine ulaşan şirketlerin ilk yıllarına odaklanıyor. Çalışmanın bulguları, en azından bu şirket grubu için, geleceğin devlerinin daha kuruluş döneminde diğer şirketlerden farklı yatırım ve finansman özellikleri sergilediğini ortaya koymakta.

İlk yıllar kâr değil, yatırım dönemi

Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, yaygın başarı anlatılarından bir başka noktada daha ayrışıyor. Geleceğin en büyük şirketleri ilk yıllarında yüksek kârlılık elde etmiyor; tam tersine yoğun yatırım yapıyor.

Araştırmaya göre bu şirketler faaliyetlerinin ilk döneminde yüksek sermaye yatırımlarıyla çalışıyor. Sermaye/üretim oranları zaman içinde yarıdan fazla azalırken, kâr oranları ise ilk yıllardaki sıfıra yakın seviyelerden yaklaşık yüzde 25’e yükseliyor. Buna karşılık, geri kalan şirketlerde sermaye kullanımı zamanla artıyor; kâr oranları ise yaşam döngüsü boyunca görece yatay seyrediyor.

Araştırmacılar bu modeli, kârın büyük bölümünün şirket yaşam döngüsünün ikinci on yılında ortaya çıktığı “backloaded profits” yaklaşımıyla açıklıyor. Buna göre yüksek büyüme potansiyeline sahip şirketler ilk yıllarda büyük yatırımlar nedeniyle düşük, hatta negatif kâr üretirken asıl getirilerini ilerleyen yıllarda elde ediyor.

Büyümenin yakıtı dış finansman

Çalışma, bu büyüme modelinin önemli ölçüde dış finansmana dayandığını da gösteriyor.

Araştırmacılara göre geleceğin büyük şirketleri ilk yıllarında diğer şirketlere kıyasla daha fazla borçlanıyor, daha yavaş borç azaltıyor ve özellikle kuruluş döneminde özkaynak finansmanına daha yoğun başvuruyor. Bu durum, yüksek başlangıç yatırımlarının yalnızca şirketlerin kendi kaynaklarıyla değil, dış finansman sayesinde gerçekleştirilebildiğine işaret ediyor.

Başarı anlatısını yeniden düşünmek

Araştırma tek tek şirketlerin başarı öykülerini incelemeyi ya da çürütmeyi amaçlamıyor. Bu açıdan elbette Apple, Amazon ya da başka bir teknoloji şirketinin kuruluş hikâyesine ilişkin doğrudan bir değerlendirme de yapmıyor.

Bunun yerine, ekonominin en büyük şirketlerinin kökenlerine ilişkin daha genel bir soruya ampirik yanıt arıyor: Zirveye çıkan şirketler (%1) gerçekten herkesle (%99) aynı koşullarda mı doğuyor?

Araştırmanın ulaştığı sonuç, en azından incelenen Avrupa verileri açısından bunun pek de böyle olmadığı yönünde.

Bugün ekonominin en büyük şirketleri arasında yer alan firmalar, daha kuruluş yıllarında yüksek sermaye yatırımları yapan, uzun süre düşük kârlılıkla faaliyet gösteren ve büyümelerini yoğun dış finansmanla sürdüren farklı bir yaşam döngüsü izliyor. Çalışma bu nedenle “küçük başlayıp zamanla büyüyen şirket” anlatısını bütünüyle reddetmiyor; ancak ekonominin zirvesine ulaşan şirketlerin önemli bir bölümünün daha ilk yıllarında diğer şirketlerden ayrıştığını gösteren güçlü ampirik kanıtlar sunmakta.

Serhatcan Yurdam