Üretken yapay zekanın (Generative AI) yükseköğretime girişinin ardından, öğrencileri nasıl değerlendirdiğimiz ve notlandırdığımız meselesi hiç olmadığı kadar acil bir tartışma konusu haline geldi. Inside Higher Ed’de yayımlanan güncel bir analiz, MIT’nin yapay zeka çağında geleneksel notlandırma sistemlerinin köklü bir revizyona ihtiyaç duyduğunu vurgulayan raporunu merkeze alıyor.

Uzun zamandır SosyalKafa’da ve Yeni Medya derslerimizde dijital kültürün, platformların ve yapay zekanın eğitim ortamlarımızı nasıl dönüştürdüğünü konuşuyoruz. Öğrencilerin sadece bir bilgi yığınını ezberlemesi veya ChatGPT’ye kolayca yazdırabilecekleri standart kompozisyonlar üzerinden değerlendirilmeleri artık pedagojik geçerliliğini tamamen yitirmiş durumda. Geldiğimiz noktada asıl odak, notların bir ceza ya da ödül aracından ziyade, öğrenme sürecini yapılandıran bir geribildirim mekanizmasına dönüşmesi.
Neden Alternatif Notlandırma (Alternative Grading)?
MIT Teaching + Learning Lab’in Alternatif Notlandırma üzerine yayımladığı rehberler, geleneksel harf notlarının öğrencilerin neyi öğrenip neyi öğrenmediklerini tam olarak yansıtmadığını ortaya koyuyor. Öğrenci “A” aldığında tüm hedeflere ulaştığını varsayıyoruz, ancak “C” veya “D” alan bir öğrenci hangi konularda eksik kaldı? Geleneksel sistem bu nüansları bir harfin arkasına gizliyor.
Yapay zeka araçları bu süreci daha da karmaşıklaştırıyor. Eğitim teknolojileri uzmanlarının sıklıkla belirttiği gibi, “Eğitim sadece bilgi aktarımı değil, bir formasyon sürecidir.” Yapay zekanın yıkıcı değil, yapıcı bir araç olarak konumlandırılabilmesi için sınıfın rekabetçi bir not yarışından çıkıp, insani bağların ve merakın beslendiği bir topluluk (convivial classroom) haline gelmesi gerekiyor.
Öne Çıkan Alternatif Notlandırma Modelleri
Üretken yapay zeka sonrası dönemde eğitimciler arasında popülerleşen ve literatürde tartışılan güncel alternatif notlandırma çerçevelerinden bazıları şunlar:
- Spesifikasyon Notlandırması (Specifications Grading): Öğrencilere geçme/kalma temelli spesifik görev paketleri sunulur. Eğer görev, baştan net bir şekilde belirlenmiş beklentileri (spesifikasyonları) karşılıyorsa “geçer” not alır. Öğrenciler kendi hedefledikleri harf notuna göre ne kadar karmaşık bir görev paketini tamamlayacaklarını kendileri seçerler.
- Ustalık/Yeterlilik Notlandırması (Mastery Grading): Öğrenciler dersin temel kazanımlarını elde edip etmediklerine göre değerlendirilir. Hata yapmak sürecin bir parçasıdır ve öğrencilere zayıf oldukları konularda kendilerini geliştirip ödevlerini yeniden sunma (resubmit) hakkı verilir.
- Sözleşmeli Notlandırma (Contract Grading): Dönem başında eğitmen ve öğrenci arasında, hangi aktivitelerin yapılması durumunda hangi notun alınacağına dair bir “sözleşme” imzalanır. Burada sonuçtan çok, süreç ve çaba (taslak hazırlama, sınıf tartışmalarına katılma, araştırma yapma) ödüllendirilir.
Diğer Üniversiteler Ne Yapıyor? Kurumsal Ölçekte Dönüşüm
Bu tartışmalar laboratuvar örnekleriyle sınırlı değil. Üretken yapay zeka, kalabalık sınıflardaki değerlendirme sistemlerini de dönüştürüyor. Örneğin, The Grading Podcast’in yakın tarihli bir bölümünde, Brown Üniversitesi’nden Jordan Kostiuk, 300 kişilik büyük sınıflarda “Ustalık Notlandırmasını” yapay zeka araçlarının yarattığı belirsizliklere karşı nasıl başarıyla entegre ettiğini anlatıyor.
Bunun yanında çok daha radikal kurumsal adımlar da atılıyor. Ağustos 2026’da University of Michigan, 2027’den itibaren birinci sınıf öğrencilerinin ilk dönem notlarını transkriptlerinden ve genel not ortalaması (GPA) hesaplamalarından çıkaracağını, sadece “Geçti/Kredisiz” sistemini uygulayacağını duyurdu. MIT, Caltech ve Swarthmore gibi okullar uzun yıllardır birinci sınıflar için benzer sistemler uyguluyordu, ancak böylesine büyük ve prestijli bir devlet üniversitesinin bu yönde adım atması geniş çaplı bir paradigma değişimine işaret ediyor. Temel amaç, öğrencilerin kusursuz notlar peşinde koşmaktan ziyade üniversiteye adaptasyona, deneme yanılmaya ve derinlemesine öğrenmeye odaklanmasını sağlamak.
Akademinin Geleceği ile Yüzleşmek
Bizler akademi içerisinde platform yönetişimi, medya sosyolojisi ve algoritmik sistemlerin toplumsal etkilerini incelerken, bazen işin kendi mutfağımızı ilgilendiren kısmını gözden kaçırabiliyoruz. Oysa asıl mesele, yapay zekanın bizi yıllardır süregelen hantal eğitim alışkanlıklarımızla yüzleşmeye zorlamasıdır. Yükseköğretimde yaratıcılığı ve eleştirel düşünceyi korumak, notu bir amaç olmaktan çıkarıp, gelişimsel bir kılavuz olarak yeniden konumlandırmaktan geçiyor.
Konuyu daha derinlemesine araştırmak isteyenler için Robert Talbert ve David Clark’ın Grading for Growth (Büyüme İçin Notlandırma) çalışmalarını ve Jesse Stommel’in “Undoing the Grade” adlı eserini tavsiye ederim.


