SosyalKafa

#Çeviri Akademi: Taht Olmaması Dışında, Game of Thrones Gibi

Çeviri: Ece Nüket Ergün
Orijinal metin/ kaynak: Academia: It’s like Game of Thrones, except there’s no throne.

 

Game of Thrones un 6. sezonunu istemeyerek örnekliyorum/veriyorum çünkü, doğrusunu söylemek gerekirse, insanların zalim olmasını, bir zamanlar benimde yaptığım gibi seyretmekten hoşlanmıyorum. Ve bir şekilde 6. sezonu seyretmek zorunda değilim çünkü bu durumu ben yaşadım. Daha doğrusu, yaşadım çünkü ben bir akademisyenim.

 

Akademik dünyayı Game of Thrones metaforu olarak kullandıran şeyler sadece mesleğime özgü değil. Akademiyi başka bir meslekten daha kötü kılan, olağanüstü kötü veya özellikle kusurlu yapan birşey yok. Ama bazı formel özellikler vardır – az sayıda işler, kişisel ama aynı zamanda profesyonel ilişkiler, ve yüksek çıkış bedelleri – ki bunu Game of Thrones’a benzer kılar. Benzer dinamikleri profesyonel tesisatçı yada çok ciddi kedi severlerde bulabilirsiniz.

Akademiyi Westeros’a benzeten şey, belli bir kesim insanın bazı şeyleri sadece yapmak için değil, ama kazanmak için yapmalarıdır. Ve onlar için, kazanmak, diğer insanların kaybetmesi gerekliliğiyle bağlantılıdır.

Bazılarımız profesördür. Bizler temelde alanımızdaki düzeni sağlamaya çalışan, insanları besleyen ve barışı koruyan asileriz. Bazılarımız, eyalet okullarında efendilerimizden emir almak konusunda isteksiz küçük bayraktarlarız – en azından Kuzey, House Lannister ve onun gülünç post-modern dört-alan yaklaşımlı tarafından finanse edilen Ivy League’in çökmekte olan güneş-benekli orduları tarafından saldırılıncaya kadar. Diğerleri, Bronn veya Jorah Mormont gibi büyük liglere ümitsizce girmeye çalışan yüksek lisans öğrencileriydi.

Ama bir de her zaman bir kesim insan vardır – ve bunlar kurumsal veya teorik bir okuldan gelmezler – ki oyunu sadece kazanmak için ve çoğunlukla nasıl yaptıklarının bilincinde olmadan oynarlar. Bugünün modası, yarının skandalı – bu onlar için yemek içmek gibidir. Birçok profesyonel antropolog meslek disiplinimizin bugünkü durumuna ilgi duymaktadır.

Ama bir çoğumuz son moda heves veya çılgınlık noktasına kadar geliriz… Evet, buna üzülmeye değmez. Ama bazı kişiler için bütün olay bundan diğer herkesten daha çok endişe duyan kişi olmaktır.

Sürekli görev hakkını alınca bu durmaz. Son AAA’da birisi tarafından “bu yıl nereye başvuracağım” diye sorgulanmıştım. Cevabım: Ne için başvurmak? Halen bir işim var! olmuştu. Ama bir kesim profesörler için hedef her zaman dolaşmaktır ve bu dolaşım hep yukarı olmalıdır. Bir kez – insanların White Walker hakkındaki gerçeği hatırladıkları gibi – antropologlar görev aldılar ve bölümler kurdular. Şimdi kendi aralarında daldan dala uçuyorlar, ve hiçbiri, ortak iyilik için Duvar’ın tamir edilmesine metelik vermiyor.

Antropoloji ile Game of Thrones arasındaki fark, antropolojide gerçekten bir taht olmamasıdır. Kazandığını anlamanın yolu yoktur. Hiçbir zaman “en azından bu günlük, demir tahtın üstünde ben varım” diyemezsin. Bunun yerine sadece sonsuz dolaşım ve spekülasyon içinde olursun.

Ama tekrar, Game of Thrones’da kimse kazanıyor mu? Yedi Kırallık hükümdarı olmak sadece onları elde tutabilmek için oynamaya devam etmektir. Belki de Batılılar ile antropoloji arasındaki fark antropolojide oyunun anlamsızlığı çok daha fazla belirgindir.

Veya belki de bu kadar asık suratlı olmamalıyız. Tyrion Lannister’i züppeden bilgeye çeviren oyundur. Bu, aramızdaki Tarth’lı Brienne’lerin konumlarının üzerine çıkmalarına ve beklentileri yenmelerine izin verir. Ve, belirtiyorum, biliyorsunuz: KOSTÜMLER. Kabul edelim, kimse bu işe oyunu sevmezse girmez. Ve itiraf edeyim ki ben bir bağımlıyım.

Bu o kadar Game of Thrones’u veya akademik dünyayı kınamak için değil de size bu metaforu genişletmeye davet etmek ve size nereye götürdüğünü görmek içindir: Hangi akademik deneyiminiz daha çok Red Wedding’e benzer? Hangi akademik girişimci en çok Margaery Tyrell gibidir? İş arayışınız Jon Snow gibi mi sonuçlanacak? Yorumlarınızı bana bildirin.

Ceren Ataş

Yorum ekle

Bir Cevap Yazın