SosyalKafa

Savaşçı

“Seni diğerlerinden farksız yapmaya tüm gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez.”

E.E. Cummings

Bu söze, yıllar evvel okuduğum bir kitabın arka kapağında rastlamıştım. O zamanlar pek bir şey ifade etmemişti bana. Henüz sosyal medya bu kadar hayatlarımızda değildi. Henüz yaşadıklarımız sadece bizlere aitti. Henüz paylaşmak tarifsizce özeldi. Henüz yapaylaşan kalabalıklar yoktu.

 

Zalim bir çağda yaşıyoruz, şüphesiz. Nasıl bir kasırganın içinde olduğumuzu farkında bile değiliz. Hayatlarımızı tek başına yaşamayı bıraktık, paylaşabildikçe paylaşıyoruz. Daha çok paylaşıyoruz. Düşüncelerimizi, hislerimizi, sahip olduklarımızı, sahip olmak istediklerimizi ve daha birçoklarını. Bazen, sırf paylaşabilmek için yaşamayı tercih ettiklerimiz bile var. Modern Dünya / Dijitalleşen Dünya / Sanal Dünya gibi süslü tabirlere sığınarak, çağın gerisinde kalmamak niyetiyle paylaşıyoruz, sonra bir bakıyoruz “aynılaşıyoruz.”

 

Birbirinin aynısı hayatlar, sahte kahkahalar, -mış gibi anlar / anılar… Sıradanlaşıyoruz. Gerçek paylaşım duygusunun gerisinde, vahşice, hoyratça paylaşıyoruz. Günlerimizi harcıyoruz, birbirimize zamanlar vadediyoruz, sonra bir bakıyoruz “anlatamıyoruz.”

Çünkü yitirmişiz hepsini, paylaşa paylaşa.

 

Düşünün, öyle bir an düşünün ki, hiç tanımadığınız, daha evvel oturup hiç konuşmadığınız bir insanın sadece adını bileceğiniz yerde, ne kadar çok şeyini biliyorsunuz? Üstelik, anılar biriktirmeden. Oturup köşe başı bir kafede saatlerinizi birbirinize hediye etmeden. Öyle bir an düşünün ki, herkes mutlu. Bir keresinde, üniversitedeki psikoloji dersi hocalarımdan birine “Sanıyorum herkes mutlu, mutsuz olduğum zamanlarda kendimi suç işliyor gibi hissediyorum.” demiştim. O da “Herkes zaman zaman mutsuz, kimileri daha iyi saklıyor, hepsi bu.” demişti. Evet sanırım hepsi bu, saklıyoruz… Bu yüzden de sahteleşiyoruz…

 

Çocuk ruhuma bakıyorum, bir yanı korkak, bir yanı umutlu ruhuma bakıyorum, aynılaşan ama bir taraftan sıyrılmaya çabalayanlara bakıyorum, kendi dünyasında, kendi halinde olanlara bakıyorum. Dünyayı güzelleştirenlere, kendi dünyasını baştan yaratanlara, kendi doğrularını yazıp çizen cesur yüreklere bakıyorum. Farklılaşma cesareti gösterebilenlere…

 

Eskilere bakıyorum çokça, defter arasında kurutulmuş güle, radyoda çalan şarkıya, hiç hesapta yokken akla esenlere bakıyorum. Gizliden gizliye aşka bakıyorum. Utanan kızaran suratlara, gerçek duygulara, bahçede koşturan çocuklara, yorgun eve gelen babaya bakıyorum. Eskilere bakıyorum çokça.

 

Bilmem, belki daha güzeldi her şey.

 

Savaşmaya değer mi eskileri yenilere eklemek için?

Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez.

Savaşalım!

Henüz savaşmak yürürlüğe girmemişken.

Savaşalım!

Henüz hepten aynılaşmamışken.

 

 

Vanessa Kaston