SosyalKafa

ÇİÇEKLERİN ULUSU YOK

noa

Havaalanı tuvaletinde arızalı bölüme girmesine annesi izin vermeyince, “Ben büyüyünce arızalı tuvaletlere bakabilirim değil mi anne?” diye sordu küçük kız. Annesi izah etmeye çalışırken, “Evet çocuğum, büyümek tam da böyle bir şeydir bazen” diye geçirdim içimden. Arızalı tuvaletin kapısını açarsın veya seni iterler ve sen bütün pisliği gözlerinle görürsün, çünkü artık büyümüşsündür. İşte böyle bir cehennemdir büyümek. Sen sakın büyüme.

Tam da büyümekten vazgeçtiğim günlerdi, Eczacılık Fakültesinde bir hocamız vardı, salebin orkide yumrularından yapıldığını, orkidelerin çok nadir bulunan bitkiler olduğunu anlatırdı. “Benim öğrencilerim gerçek salep içemez” diye aba altından sopa gösterirdi bir de. Nadide çiçeklerin koparılmasına fahiş para cezaları getiriliyor son günlerde. Suyun üstünde yürüyebilen nilüferlerin koparılması durumunda ön görülen ceza başka, endemik bir bitki olan ters lalelerin yerinden yurdundan edilmesine biçilen başka. Papatyaları demet demet toplayabilirsiniz oysa, nadide olmadıklarından ve fiyat değer terazisine konulamayacak kadar hafif olduklarından.

“Çiçek babandır” diye sloganlar atılırken kadın dayanışması adı altında ve çiçek istemek ayıplanırken- oysa hem ekmek hem de gül isteniyordu eskiden- nadide veya değil, çiçekler eziliyordu ağır postallar altında. Tam da büyümekten vazgeçeceği yaşta, 17 yaşında bir genç kız, çocukken uğradığı tecavüzün yükünü daha fazla taşıyamayıp, çok erken büyümek zorunda bırakıldığından geçen günlerde yaşamaktan vazgeçtiğini duyurdu. Suyun üstünde yürümek değildi mucize, dünya üzerinde yürümekti. Haberi okurken Donna Donna çalıyordu fonda. Küçük bir buzağının kesilmeye götürülme hikayesiydi anlatılan. Oysa aynı şarkıcının “Hayat, sana teşekkür ederim” diye bir şarkısı da vardı. “Çiçek isteriz!” dediklerinde bütün gülleri kanatanların dünyasında, Didem Madak naifliğiyle direniyorduk, adına toplum denilen kalabalık, bir an olsun leğen kemiğimizin üstünden insin diye. Bir ötenazi sürecinin parçasıydık, rızamız yoktu. İman tahtamızın üzerinde hep aynı baskıyla çiçek istedik hep: “Cancağızım, basma perdeme bir çiçek de sen olaydın”

Papatyaları koparanlar da kravat takıp iyi hal indiriminden faydalanacak mı hakim bey? Çocukların olmadığı gibi, çiçeklerin de ulusu yok.

 

 

 

 

Ayşe Özer