SOUVLAKİ
Albümlerin tüm müzik tarihinin en önemli
şeyleri olduğunu düşünüyorum. Bir insanın
kemikleri gibi toprak altında çürümeyen .
albümün anlamak sanatçıyı o anki durumu ile anlamaktır
Bazen ise kendi durumundaki birini dinlemektir.
Souvlaki bende bu hissi uyandırıyor.
Kendimle karşılaşmak gibi
çok rahatsız edici ama huzur verici.
Yabancı değil ama tanıdık da değil.
Uyuşmaktan, beklemekten, çaresizlikten
ve hiç klişe olmayan bir tasviriyle aşktan bahseden bu albümü
dinlemek hayatımın bir dönemini hatırlattığı için artık bana zor geliyor
ama hayatımın orta yerinde de durmaya devam ediyor çünkü
albümün anlattığı her şeyi yaşamaya devam ediyorum.
albümü açan parça Alison’u ilk
dinlediğimde sevmediğimi hatırlıyorum.
– insan tutarsız bir canlı –
Pozlar veren denizcilerden, tv kaplı duvarlardan , berbat ve dağılmış
bir hayata; haplardan ve tüm bunlar
içinde birine aşık olmayı anlatan
bu şarkı yarattığı ses duvarları
arasında küçük sarhoş bir dünya
içinde aşık olmayı anlatıyor bize.
Machine Gun, SSS, When the Sun Hits
40 days ve albümün tüm şarkıları sizi
bu dünyadan rüya gibi bir müzikle
kopartıyor. Uyuşturucu bir etkiyle tüm
vücudumuza sarıyor. 32 senelik
bu albüm eminim okuyan 3–5 kişinin
Hayatını benimki gibi etkiler
Bu ilk yazımı noktalarken size tek
söyleyebileceğim şey sizi olduğunuzdan
iyi yapmayacak ama sizi olduğunuz
gibi kabul etmiş bir albümle baş başa
kalacaksınız.

