Savaşlar artık sadece cephede, silahlarla yapılmıyor. 19. yüzyılda Prusyalı general ve askeri stratejist Carl von Clausewitz’in literatüre kazandırdığı “savaşın sisi” (fog of war) kavramı, savaş alanındaki belirsizlikleri, karar almayı zorlaştıran kargaşayı ve bilgi eksikliğini tanımlar. Ancak dijital çağda, cepheden anlık görüntülerin sosyal medyaya aktığı bir dönemde, bu sis dağılmak yerine daha da yoğunlaşıyor.
Özellikle üretken yapay zeka (Generative AI) araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte sahte drone görüntüleri, uydurulmuş uydu fotoğrafları ve gerçeğinden ayırt edilemeyen deepfake videoları, çatışma dönemlerinde neyin gerçek neyin kurgu olduğunu anlamamızı neredeyse imkansız hale getiriyor.
Nieman Journalism Lab’de yayımlanan son analizler ve açık kaynak istihbarat (OSINT) uzmanlarının bulguları, yapay zekanın sadece bir araç olmaktan çıkıp bilgi savaşının merkezine yerleştiğini gösteriyor. Gelin, bu yeni savaş türünün dinamiklerine yakından bakalım.
Troller, Memeler ve Yeni Nesil Propaganda
Devletlerin ve çatışan tarafların internet kültürünü benimseyerek “trolleme” dilini diplomatik bir silaha dönüştürdüğüne tanık oluyoruz. Eskiden ciddiye alınmayacak provokasyonlar, bugün jeopolitik mesajlaşmanın ana unsurlarından biri.
Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki gerilimlerde tarafların sosyal medya stratejileri tamamen bu yeni internet estetiğine dayanıyor. ABD makamları, askeri operasyon görüntülerini Hollywood filmleri veya video oyunlarındaki (Wii Sports gibi) sekanslarla birleştirip paylaşıyor. Alt metin oldukça net: “Askeri ve teknolojik üstünlük bizde.”
Buna karşılık İran tarafı, üretken yapay zeka ile hazırlanmış Lego tarzı animasyonlar, rakiplerini tiye alan parodiler ve alaycı müzik videoları ile karşı bir anlatı inşa ediyor. Amaç doğrudan insanları kandırmak değil; mizah ve ironi yoluyla karşı tarafın otoritesini sarsmak ve belirli bir dünya görüşünü aşılamak.
Atlantic Council Dijital Adli Tıp Araştırma Laboratuvarı’ndan (DFRLab) Emerson T. Brooking, bu durumu “yeni nesil savaş propagandası” olarak tanımlıyor. Sorun şu ki; savaşın bu şekilde bir tür “oyun” ya da “meme” (caps) malzemesi haline getirilmesi, çatışmanın gerçekliğini hissizleştiriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden (Human Rights Watch) Sam Dubberley’nin de uyardığı gibi, savaşın oyunlaştırılması, sivil kayıpların normalleşmesine ve şiddet retoriğinin tırmanmasına yol açabiliyor.

“Yalancının Temettüsü” (The Liar’s Dividend) ve Güvenin Çöküşü
Yapay zekanın yarattığı en büyük tehdit, sahte içeriklerin yayılmasından ziyade, gerçek kanıtlara olan güveni tamamen yok etmesidir. Akademi ve doğrulama platformları (fact-checkers) bu durumu “Yalancının Temettüsü” (The Liar’s Dividend) olarak adlandırıyor.
Sosyal medyada dolaşıma giren bir görüntü yapay zeka ile üretilmiş olmasa bile, yapay zekanın varlığı, kötü niyetli aktörlere gerçekleri inkar etme gücü veriyor. Örneğin, İran’daki Minab okulunda sivillerin hayatını kaybettiği bir saldırının ardından, doğrulanmış gerçek fotoğraflar dahi “Işık çok yapay duruyor”, “Bu bir prodüksiyon” gibi teknik hiçbir temeli olmayan gerekçelerle reddedildi.
Bu yapısal güven çöküşü, gazetecilerin ve insan hakları savunucularının savaş suçlarını belgelemesini zorlaştırıyor. The Guardian’ın görsel analiz uzmanı Manisha Ganguly, devlet destekli aktörlerin resmi anlatılarını doğrulamak için yapay zeka ile üretilmiş sahte uydu görüntülerini kullandıklarına dikkat çekiyor. Gerçek fotoğrafların sahte, sahte görsellerin ise gerçek olarak sunulduğu bu laboratuvar ortamı, en haklı davaları bile gölgeleyebilecek bir “sis” yaratıyor.
Yapay Zeka Destekli Dezenformasyon Ağı Nasıl Çalışıyor?
Yapay zeka sadece içerik üretimini değil, bu içeriğin hedef kitleye ulaştırılma hızını ve ölçeğini de değiştiriyor. Poynter Enstitüsü’nün araştırmaları ve doğrulama platformlarının verilerine göre, dezenformasyon artık şu şekilde çalışıyor:
- Düşük Kaliteli Sahtelik (Slop) Stratejisi: Amaç kusursuz bir deepfake yapmak değil, sosyal medya akışında hızlıca aşağı kaydıran (scrolling) kullanıcıların zihninde bir şüphe tohumu bırakmaktır.
- Bağlamından Koparma: Bir video oyunundan veya başka bir çatışmadan alınan eski görüntülerin yeniymiş gibi servis edilmesi.
- Otomasyon ve Bot Ağları: Hindistan-Pakistan krizinde ve Rusya’nın dezenformasyon ağlarında gördüğümüz üzere, sahte içeriklerin yüzlerce site ve bot hesap üzerinden saatler içinde milyonlarca görüntülenmeye ulaştırılması.
Çözüm Nerede? Algoritmalar, Doğrulama ve Sorumluluk
Peki, bu yapay zeka ile yoğunlaşan sisin içinden nasıl çıkacağız? Uzmanlar birkaç temel noktanın altını çiziyor:
- Köken Doğrulaması (Provenance): Görüntülerin kim tarafından, nerede çekildiğini ve üzerinde oynanıp oynanmadığını gösteren C2PA gibi standartların cihazlara ve sosyal medya platformlarına entegre edilmesi gerekiyor.
- Platformların Sorumluluğu: Algoritmalar, etkileşim uğruna tartışmalı veya sahte içerikleri öne çıkarmaktan vazgeçmeli. Açıkça nefret söylemi yayan veya devlet destekli propaganda olan düşük kaliteli içeriklerin (AI slop) yayılımı platformlar tarafından sınırlandırılmalı.
- Açık Kaynak İstihbaratı (OSINT) ve Temel Gazetecilik: Teknolojik araçlar ne kadar gelişirse gelişsin, teyitçilik (fact-checking) ve sahada güvenilir kaynaklarla çalışan geleneksel gazetecilik hala en güçlü savunma hattımız.
Savaşın sisi her zaman vardı. Ancak eskiden bu sis kaosun ve bilgisizliğin doğal bir sonucuyken, bugün yapay zeka algoritmalarıyla özel olarak üretilen, yönlendirilen ve kitlelerin algısını yönetmek için bir silaha dönüştürülen sentetik bir sisle karşı karşıyayız. Gerçeği savunmak, artık sadece gazetecilerin değil, dijital okuryazarlığını geliştirmek zorunda olan her bireyin temel görevi haline geldi.



