ABD merkezli veri analiz şirketi Palantir, İsviçreli araştırmacı gazetecilerin hazırladığı kapsamlı bir araştırma dosyasına karşı açtığı davada hüsrana uğradı. Mahkeme, şirketin 23 karşı beyan talebinin 22’sini reddetti. Karar, küçük bir araştırmacı gazetecilik ekibi ile dünyanın en güçlü veri şirketlerinden biri arasındaki mücadeleye sahne olması nedeniyle dikkat çekiyor.
Hikâye Bir Araştırmayla Başladı
Hikâyenin başlangıcı 2024 sonbaharında Zürih’te yapılan bir gazeteci buluşmasına uzanıyor.
İsviçreli araştırmacı gazetecilerden oluşan WAV kolektifi, Palantir’in birkaç yıl önce İsviçre’nin Altendorf kasabasında bir “Avrupa merkezi” kurduğunu duyurmasına rağmen şirketin ülkede gerçekte ne yaptığını anlamaya çalışıyordu.
Şirketin İsviçre’ye gelişi kamuoyunda olumlu karşılanmıştı. Bazı medya kuruluşları, Schwyz kantonunun önemli bir Amerikan teknoloji şirketini ülkeye çekerek büyük bir başarı elde ettiğini yazıyordu. Ancak WAV gazetecileri farklı bir sorunun peşine düştü:
- Palantir İsviçre’de tam olarak ne yapıyordu?
WAV daha sonra İsviçre merkezli araştırmacı gazetecilik dergisi Republik ile iş birliğine giderek kapsamlı bir soruşturma başlattı.
Yaklaşık bir yıl süren çalışma boyunca gazeteciler İsviçre Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası kapsamında 59 ayrı başvuru yaptı. Elde edilen belgeler, kurum yazışmaları ve resmi kayıtlar üzerinden Palantir’in İsviçre’deki faaliyetleri incelendi.
Yedi Yıllık Bir İkna Kampanyası
Aralık 2025’te yayımlanan iki araştırma dosyası, Palantir’in İsviçre devlet kurumlarıyla uzun yıllardır ilişki kurmaya çalıştığını ortaya koydu. (bkz. Bölüm I ve Bölüm II)
Gazetecilerin ulaştığı belgelere göre şirket, Covid-19 salgını sırasında veri takibi konusunda İsviçre hükümetine teklifler sundu, İsviçre ordusuyla temas kurdu ve dönemin maliye bakanı Ueli Maurer ile görüşmeler gerçekleştirdi.
Araştırma ayrıca Palantir’in farklı kamu kurumlarına çeşitli kanallardan ulaşarak ülkede faaliyet alanı açmaya çalıştığını ortaya koydu.
Ancak soruşturmanın ulaştığı sonuç dikkat çekiciydi: Yaklaşık yedi yıl boyunca sürdürülen bu çabalara rağmen Palantir’in İsviçre kamu kurumlarıyla anlamlı bir iş birliği geliştiremediği görülüyordu.
Gazetecilerin ulaştığı belgeler, veri egemenliği, veri güvenliği ve yabancı teknoloji şirketlerine bağımlılık gibi konularda kamu kurumlarının ciddi çekinceler taşıdığını gösteriyordu.
Özellikle savunma ve güvenlik alanlarında kullanılan veri analiz sistemlerinin hangi hukuk rejimine tabi olacağı ve kamu verileri üzerindeki nihai kontrolün kimde bulunacağı soruları tartışmanın merkezine yerleşti.
Republik’in araştırma haberi İsviçre Bilgi Edinme Özgürlüğü Derneği tarafından verilen 2025 Prix Transparence ödülüne layık görüldü.
Palantir Neden Rahatsız Oldu?
Araştırma dosyası yalnızca kamu kurumlarıyla teknoloji şirketleri arasındaki ilişkileri görünür kılmakla kalmadı; aynı zamanda Palantir’in İsviçre’deki faaliyetlerine ilişkin alışılmış anlatının dışına çıkan bir tablo ortaya koydu.
Geçtiğimiz aylarda Guardian’a konuşan Republik muhabiri Adrienne Fichter’e göre araştırmanın şirket açısından en rahatsız edici yönü de buydu. Fichter, “Bu, Palantir hakkında yayımlanan ilk başarısızlık hikâyesi. Şirket İsviçre’de istediği sonucu elde edemedi ve kamu kurumlarıyla beklediği iş birliklerini kuramadı. Bizi dava etmelerinin nedenlerinden biri de bu anlatıyla mücadele etmek istemeleri” değerlendirmesinde bulundu.
WAV araştırma kolektifinden Marguerite Meyer de benzer şekilde, Palantir’in yıllardır çeşitli çevrelerden etik ve siyasi eleştiriler aldığını ancak soruşturmanın farklı bir noktaya işaret ettiğini söyledi. Meyer’e göre araştırma, şirketin İsviçre’deki satış ve nüfuz arayışlarının önemli ölçüde sonuçsuz kaldığını ortaya koyuyordu.
Palantir ise bu değerlendirmeleri reddetti. Şirkete göre gazeteciler, yedi yıl boyunca gerçekleşen sınırlı sayıdaki teması abartılı biçimde yorumlayarak şirket hakkında yanıltıcı bir tablo çizdi. Şirket, İsviçre kamu kurumlarının hiçbir zaman bölgesel büyüme stratejisinin merkezinde yer almadığını savundu.
Ardından Karşı Beyan Talebi Geldi
Araştırma dosyalarının yayımlanmasının ardından Palantir, Republik‘te yer alan çeşitli pasajlara itiraz etti.
Şirket, haberlerin kaldırılmasını talep etmedi. Bunun yerine İsviçre hukukunda yer alan cevap ve karşı beyan hakkına dayanarak araştırma dosyalarında yer alan 23 farklı pasaj için kendi karşı beyanlarının yayımlanmasını istedi.
Ancak Republik, şirketin gönderdiği bu karşı beyanları yayımlamadı.
Zira Republik; şirketin taleplerinin İsviçre hukukunda tanımlanan cevap hakkının sınırlarını aştığını savundu. Dergiye göre Palantir’in gönderdiği metinler, haberlerdeki somut hataları düzeltmekten çok, şirketin olaylara ilişkin kendi yorum ve değerlendirmelerini araştırma dosyalarına ekletmeyi amaçlıyordu. Bu nedenle editörler, karşı beyanların yayımlanmasını kabul etmedi.
Bunun üzerine Palantir konuyu mahkemeye taşıdı. Şirket, haberlerde yer alan ilgili bölümlerin yanında kendi açıklamalarının da yayımlanmasını talep ederek Zürih Kantonu Ticaret Mahkemesi’ne başvurdu.
Ancak dava kısa süre içinde Avrupa’daki basın özgürlüğü çevrelerinin dikkatini çekti.
Palantir Davası ve SLAPP Tartışmaları
Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), davayı kamu yararına yürütülen araştırmacı gazetecilik faaliyetleri üzerinde baskı yaratabilecek bir girişim olarak değerlendirdi. Bazı gözlemciler ise davayı, gazetecileri uzun ve maliyetli hukuk süreçleriyle karşı karşıya bırakarak eleştirel faaliyetleri caydırmayı amaçlayan SLAPP davaları bağlamında ele aldı.
İngilizce açılımıyla Strategic Lawsuit Against Public Participation olan SLAPP kavramı, Türkçeye genellikle “kamusal katılımı engellemeye yönelik stratejik dava” olarak çevriliyor. Bu tür davalarda amaç her zaman mahkemeyi kazanmak olmayabiliyor. Basın özgürlüğü savunucularına göre güçlü şirketler, siyasetçiler veya kurumlar; gazetecileri, araştırmacıları ve sivil toplum aktörlerini uzun, maliyetli ve zaman alıcı hukuk süreçleriyle karşı karşıya bırakarak eleştirel faaliyetleri caydırmaya çalışabiliyor.
Bu nedenle Avrupa’da birçok gazetecilik örgütü, özellikle büyük ekonomik ve siyasi güce sahip aktörlerin açtığı davaları yalnızca hukuki bir uyuşmazlık olarak değil, aynı zamanda basın özgürlüğü açısından da değerlendiriyor. EFJ de Palantir davasını bu çerçevede yakından takip etti.
Palantir ise daha sonra Medium’da yayımladığı açıklamada bu değerlendirmeleri reddetti. Şirket, amacının gazeteciliği susturmak değil, yalnızca İsviçre hukukunun tanıdığı cevap hakkını kullanmak olduğunu savundu.
Mahkeme Ne Karar Verdi?
4 Haziran’da açıklanan karar, Palantir açısından büyük ölçüde hayal kırıklığı oldu.
Zürih Kantonu Ticaret Mahkemesi, şirketin yaptığı 23 karşı beyan talebinin 22’sini reddetti. Mahkeme ayrıca dava masraflarının yaklaşık yüzde 95’inin Palantir tarafından karşılanmasına karar verdi.
Mahkeme yalnızca tek bir noktada Palantir’i haklı buldu. Bu konu, Republik‘in Palantir’in Foundry adlı yazılımının başlangıçta Afganistan ve Irak’taki karşı isyan operasyonları için geliştirildiğini yazmasıyla ilgiliydi.
Mahkemeye göre bu ifade doğruluğu veya yanlışlığı somut biçimde kanıtlanabilecek bir olgusal iddia niteliği taşıyordu. Bu nedenle derginin söz konusu ifadeye ilişkin bir tekzip yayımlamasına hükmedildi.
Republik mahkeme kararına uyarak ilgili tekzip metnini yayımladı. Ancak tekzip metninin hemen yanına şu notu da ekledi:
“Yayın kurulu kendi anlatımının arkasında durmaktadır.”
Böylece dergi, mahkeme kararına uyarken araştırmasının genel bulguları ve haberlerinin temel çerçevesi konusunda geri adım atmadığını da açıkça ortaya koymuş oldu.
Mahkeme Gazetecilerin Yorum Hakkını Korudu
Kararın en dikkat çekici yönlerinden biri, mahkemenin gazetecilik diline yaklaşımı oldu.
Zürih Kantonu Ticaret Mahkemesi, İsviçre hukukundaki cevap ve karşı beyan hakkının yalnızca doğrulanabilir olgusal iddialar için kullanılabileceğine hükmetti. Mahkemeye göre gazetecilerin olayları yorumlama biçimleri, yaptıkları değerlendirmeler ve olgulardan çıkardıkları sonuçlar bu kapsamın dışında kalıyordu.
Bu nedenle Palantir’in itiraz ettiği birçok ifade geçerliliğini korudu. Mahkeme, araştırma dosyasında kullanılan “gözetim teknolojisi”, “gözetim aracı” ve “öldürücü silah” gibi tanımlamaların somut olgulardan hareketle yapılmış gazetecilik değerlendirmeleri olduğuna karar verdi.
Aynı şekilde Palantir’in İsviçre’deki faaliyetlerini anlatmak için kullanılan “büyük satış kampanyası”, “ısrarlı girişimler” ve “geri çevrildi” gibi ifadeler de haberin yorum ve analiz boyutunun bir parçası olarak kabul edildi.
Mahkemenin dikkat çektiği noktalardan biri de Palantir CEO’su Alex Karp’ın geçmişte yaptığı açıklamalardı. Karar metninde yer alan değerlendirmeye göre Karp, şirketin rolünü tarif ederken Palantir’in “düşmanları bozmak, gerektiğinde korkutmak ve zaman zaman öldürmek için burada olduğunu” söylemişti. Mahkeme, gazetecilerin kullandığı bazı sert ifadeleri değerlendirirken bu açıklamaları da dikkate aldı.
Benzer şekilde, Palantir çözümlerinden vazgeçilmesini tavsiye eden bir İsviçre ordu raporuna ilişkin haber özetleri de meşru gazetecilik yorumu kapsamında değerlendirildi.
Küçük Bir Haber Odası, Dev Bir Teknoloji Şirketine Karşı
Karar, Palantir’in Avrupa genelinde artan siyasi baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi.
SosyalKafa’da sıklıkla ele aldığımız üzere, egemen yapay zeka tartışmaları bağlamında Birleşik Krallık’ta şirketin kamu kurumlarıyla yaptığı sözleşmeler tartışma konusu olurken, Almanya’da ABD merkezli teknoloji şirketlerine bağımlılığın azaltılması yönünde çağrılar yükseliyor.
Bu kapsamda Birleşik Krallık’ta Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan, Mayıs ayında Londra’nın polis teşkilatı olan Metropolitan Police ile Palantir arasında planlanan yaklaşık 50 milyon sterlinlik bir sözleşmenin ilerlemesini durdurdu. Aynı dönemde şirketin Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ile yürüttüğü çalışmalar da insan hakları ve dijital haklar örgütlerinin eleştirilerinin odağı haline geldi.
Almanya’da ise Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın Palantir yerine Fransız şirketi ChapsVision’ın çözümlerini tercih etmesi ve Berlin’in ABD merkezli teknoloji sağlayıcılarına bağımlılığı azaltma yönündeki açıklamaları dikkat çekti.
Kararın Önemi
Birçok gözlemci açısından davanın asıl önemi, Palantir ile Republik arasındaki hukuki anlaşmazlığın ötesine geçiyor.
Karar, kamu yararına yürütülen araştırmacı gazetecilik faaliyetlerinin demokratik toplumlarda nasıl korunacağına ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçası olarak görülüyor. Özellikle Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) gibi kuruluşlar, güçlü ekonomik ve siyasi aktörlerin gazetecilik faaliyetlerine karşı başvurduğu hukuki girişimlerin basın özgürlüğü üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor.
İsviçre’deki karar, yalnızca Palantir ile Republik arasındaki bir hukuk mücadelesinin sonucu değil; araştırmacı gazeteciliğin güçlü şirketler karşısında kamu adına soru sorma ve hesap sorma hakkının da sembolik bir teyidi olarak görülüyor.
- Financial Times
Palantir loses legal challenge against Swiss investigative magazine .13 Haziran 2026 Link - The Guardian
“It does feel like an intimidation campaign”: why is US tech giant Palantir suing a small Swiss magazine? 20 Mart 2026 Link - Heise Online
Palantir largely fails with counter-statements against “Republik” research, 14 Haziran 2026 Link - Republik & WAV
Wie hartnäckig Palantir die Schweiz umwarb (Bölüm I) Aralık 2025 Link - Republik & WAV
Warum Palantir zum Risiko für die Schweiz wird (Bölüm II) Aralık 2025 Link - European Federation of Journalists (EFJ)
Switzerland: US analytics firm takes Republik magazine to court 17 Şubat 2026 Link - Palantir Technologies
Palantir’s response to Republik’s reporting and the Zurich Commercial Court’s ruling Medium, Haziran 2026 Link



