SosyalKafa

Nedir Bu Manic Pixie Dream Girl?: Kadınların Medyada Görünürlüğü

Kadın karakterlerin erkek baş karakterlerin hikayesine yeni bir ışık, macera, aksiyon getirdiği bir hikâye düşünün. Kendi başına bir gelişim yaşamayan, ancak erkek baş karakterin hikayesini geliştirebilecek bir kadın. Manic Pixie Dream Girl (MPDG), Türkçe adıyla Hayali Manik Peri Kızı veya Tureng sözlüğünün çevirisine göre Özgür Kız Karakter, bu klişeyi bizler için adlandırıyor.

 

MPDG terimi ilk kez 2007 yılında sinema eleştirmeni Nathan Rabin tarafından, Elizabethtown (2005) filmindeki Claire karakterinin üzerinden ortaya atıldı. Rabin, bu klişeyi “melankolik baş karakter erkeğe zihinsel destek sağlamak, onlara bir hayat dersi veren, onların yeni maceralara ve heyecanlara atılmasını sağlayarak gelişimlerine katkıda bulunan ve karşılığında hiçbir şey almayan tekdüze kadın karakterler” olarak tarif edip bu kavramı sinema dünyasına karşı bir eleştiri olarak sundu. The A.V. Club adlı çevrimiçi gazetede paylaştığı bu yazısında ikinci ana örnek olarak Garden State (2004) filmindeki Sam (Natalie Portman) karakterini verdi. Bir yıl sonra yine The A. V. Club’da yayınlanan 16 karakterlik MPDG örnekleri listesinde değindiği diğer örneklerin arasından en eski olan film ise 1938 yapımı Bringing Up Baby filmindeki Susan Vance (Katharine Hepburn). Bu terim ortaya çıktıktan sonra ise Rabin, pişmanlığını içeren ve MPDG’nin tamamen yanlış yorumlandığını söyleyen bir açıklama yaptı.

Natalie Portman ve Zach Braff, Garden State (2004)

MPDG klişesi, bizlere kadınların medyada nasıl yansıtıldığıyla ilgili önemli ipuçları veriyor aslında. MPDG’ler, erkek baş karakterimizin kalbine ve hikayesine farklı enerjileriyle, çocuksu coşkularıyla dokunuyor, onları melankolik havalarından çıkarıyor ve kesinlikle bir karşılık beklemeden hikâyeden uçup gidiyorlar. Bu karakterler anlatı içinde çoğu zaman erkek baş karakterin hikayesi için bir araç olarak konumlansa da aynı zamanda sinemada daha önce pek yer bulamayan, norm dışı, fazla duygusal ve renkli, mainstream kadınlık kalıplarına uymayan kızları ilk kez görünür kıldı. Özellikle 2000’ler sinemasında düzene uymayan alternatif ve çekici kadınlığı ön plana çıkartan MPDG’ler, kendi içlerinde başlı başına bir estetik oluşturdu. Lakin, bu kadınları kendileri için değil başrol erkeklerin maceraları için yazarak ve onlara değinmeyerek, hikayelerine dokunmayarak bu karakterlerin potansiyellerinin hikâye içinde büyük ölçüde çürütüldüğünü söylememiz mümkün. MPDG’ler, kendi arzuları için nadiren hareket eden, hikâyede kalıcı bir dönüşüm yaşamayan ve erkek karakter tamamlandığında, hayatına bir heyecan geldiğinde sessizce silindiler. Bu karakterler kendi içlerinde bir estetiği ve sıra dışı kadınlığı görünür kıldı ama bu görünürlük çoğu zaman içi boş bırakıldı.

 

Günümüzde MPDG terimine uygun olup karakter gelişimi yaşayan kadın karakterler görebilsek de feminist bir bakış açısıyla ele aldığımızda büyük ölçüde derinleştirilmeyen, klasik kadın karakter klişesinden ibaret bir temsile dönüşüyor. Renkli saçları ve renkli kişilikleriyle, değişik tarzları ve yaklaşımlarıyla bizleri hayran bırakıyor bu karakterler, ancak daha derinine indiğimizde bu kişilerin erkeğin peşinden koşan, onların “dream girl”ü olan, ancak erkeklerin karakter gelişimi yaşaması için yaratılmış karakterler olması, bu romantize edilmiş klişeyi de diğerleri arasına gönderiyor. 

Kısacası, Manic Pixie Dream Girl’ler farklı, havalı ve rengarenk görünümleriyle genç kızlar için ilham perisi olabilir. Ancak bu temsil daha çok karakterlerin hikâye içinde gelişmesine alan tanınmayan bir anlatı çerçevesinde kalıyor. Bu açıdan bu karakterlere ve hikayelere eleştirel yaklaşmalı, onlara ne kadar alan tanındığını görünür kılmalıyız.

 

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Manic Pixie Dream Girl’ler gerçekten feminist medya için bir sorun mu, yoksa potansiyeli çoğu zaman yarım bırakılmış bir temsil mi?

Ceylin Göktay